Kavgalar ideoloji üzerine değil de koltuk üzerine yapıldı yıllarca...
Tartışmalar ilkeler üzerinden değil de makamları ele geçirme üzerinden çıktı...
Belirleyici konumunda olanlara karşı yapılan suçlamalar “Beni neden belirlemiyorsun?” diye yürüdü...

***

Koltukta çok oturan, “Oturacağım tabii. Çünkü başarılıyım ve bu benim hakkım. Gücün yetiyorsa gel kaldır.” dedi.
Koltukta çok oturana karşı yapılan muhalefet, “Yeter artık, şu koltuktan kalk da biraz da biz oturalım.” kafasıyla yapıldı.

***

Yönetim tarzı üzerine yapılması gereken eleştiriler kişiler üzerinde yoğunlaştı.
Kent yoksulluğu, ulaşım, barınma ve vesayet gibi tartışmalar yerini “Kim kimi destekleyecek?” tartışmalarına bıraktı.

***

Tabanın söz sahibi olduğu bir yapı yerine başkanların ve vekillerin söz sahibi olduğu bir yapı hâkim kılındı.
Şehirdeki etnik, mezhepsel, sınıfsal ve ideolojik yapıya karşı ortaklaştırıcı bir dil kullanmak yerine
etkileyici nutuk dili makbul sayıldı.

***

Belediyecilik başarısı örgütleri pasifleştirdi, liyakatin yerini sadakat aldı.
Üye yapısı zaman zaman değişse de delege yapısı hiç değişmedi.
Koca partide kongre süreçleri gibi önemli bir süreç bile 30-40 kişi etrafında yaşandı.

***

Partinin oy deposu olması gereken kırsaldaki asıl hedef kitle ancak iktidar uygulamalarından sıdkı sıyrıldığında yaklaştı.
Dezavantajlı kesimlerin sesi ve savunucusu olmak yerine tuzu kuruların partisi gibi bir görüntü ortaya çıktı...

***

Şimdi yeni bir dönemin başladığı, yeni bir siyasi anlayışın hâkim olacağı söyleniyor YENİ Parti'de...
Üyeyi merkezine alan bir yöntemin uygulanmaya konulmasının da bu yeni anlayışın ilk önemli adımı olduğu ifade ediliyor.

***

Bu sözü edilen yeni dönem ve anlayış samimi bir şekilde uygulanır ve ortaya konulabilirse, yukarıda saydığımız alışkanlık hâline gelmiş uygulamalar terk edilebilirse ne âlâ.
Fakat...
Tavizler verilir, esnetilir, bir şekilde eski hastalıklı alışkanlıklara dönülürse bir fırsat daha kaçmış olur.
Sokaktaki seçmene bugüne kadar “Aslında bunların da birbirlerinden farkı yok.” dedirtildiği için kaybedildi ya...
Kaybetmeye devam edilir...

BUNLARIN NERESİ HABER ALLAH AŞKINA...

Medyada neredeyse hemen her gün gereksiz ve anlamsız haberler yayımlanmaya başlandı.

***

Neymiş efendim? Milletvekili Mecliste yoğun mesaideymiş...
Genel Kurula katılmış, komisyon toplantısına iştirak etmiş.
Yahu adamın işi zaten o!
Genel Kurula katılacak, üyesi olduğu komisyon toplantısında bulunacak.
Bunu yapmak için seçildi, seçildiği için de bunu yapıyor zaten...
Sanki milletvekilliği ek iş!

***

Belediye başkanı, belediye ekiplerinin çalışmalarını denetlemiş...
Bakar mısınız? Sanki görevi değil de büyük bir fedakârlık örneği sergiliyor!

***

Oda başkanı üyelerini ziyaret etmiş!
Ne kadar enteresan, değil mi?
Vallahi zahmet etmiş!

***

Kurum müdürleri, kurum çalışanlarıyla bir araya gelmiş!
Bak sen şu işe!

***

Zaten yapması gereken işi yapıyor olmasının nasıl bir haber değeri var, anlamak mümkün değil.
Hadi danışmanlar ve basın büroları bunları haber diye gönderiyor medya kuruluşlarına, medya kuruluşları “Bunlar kendi işini yapmayacak da kim yapacak?” diye niye demiyor ve bunları haber olarak kullanıyor?
Gerçekten anlamak mümkün değil...

***

Hiç “Doktor hastalarını muayene etti” ya da “Mimar bugün proje çizdi” veya “Ses sanatçısı bugün sahnede şarkı söyledi” diye haber olur mu?
Olursa da bunun haber değeri olur mu?

***

Milletvekilinin Mecliste mesai yapmamasının, belediye başkanının ekiplerini denetlememesinin, oda başkanının üyelerini ziyaret etmemesinin, kurum müdürlerinin çalışanlarla bir araya gelmemesinin aslında haber olması gerekmiyor mu?

ORTAYA KOYDUKLARI NEZAKET, SEÇİM SONUÇLARINDAN DAHA ANLAMLIYDI...

Türkiye Belediyeler Birliği başkan vekilliği seçimi öncesinde televizyon kanallarının mikrofonları başkan adaylarına tutuluyor.

***

YENİ Partili Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, “Hangimiz seçilirse en iyi hizmeti vereceğinden kimsenin kuşkusu olmasın. İkimizin de amacı sükûnetle, nezaket içinde bir seçim yaşanması.” diyor.

***

Rakibi olan Kocaeli'nin AK Partili Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın ise kendisine uzatılan mikrofonlara şunları söylüyor: “Biz zaten Ayşe Hanım'la Avrupa Konseyi çalışmalarında birlikte görev yaptığımız dönemden tanışıyoruz. Son derece nazik bir ilişkimiz var. Başkan o da ben de olsam çok güzel işler yapacağımızdan eminim.”

***

Alışık olmadığımız, duymayı özlediğimiz, nezaket ve zarafet içeren, “Yukarıdakiler neden birbirlerine karşı böylesine seviyeli bir davranış sergilemez?” dedirten, her iki adaya da insanların bir anda daha fazla sempati duymasını sağlayan güzel bir tablo koydular önümüze...

***

Vallahi ne yalan söyleyelim, iki adayın seçim öncesi ortaya koymuş olduğu ve siyasette dilin nasıl kullanılması gerektiğini ispatlayan bu seviye tablosu, seçimin sonucundan bile daha değerliydi sanki...

Ayşe (2)-2