Geçen hafta sonu, cumartesi günü Türkiye’deki hemen hemen tüm meslek örgütlerinin üyeleri, ülke çapında protesto eylemlerinde bulundular. Epey uzun bir zamandır bu ölçekte bir eylem görmemiştik.

“Çapı büyük” dedik ama topu topu 11 il merkezinde, oradaki meslek örgütlerinin ön aldığı bir eylemdi. Malum, basınımızın ve toptan medya kuruluşlarımızın merkezi İstanbul. Eskilerde biz ona “Babıali medyası” der geçerdik. Onlar da Anadolu’daki gazeteleri küçümser bir tavırla “taşra gazeteleri ve gazetecileri” olarak anarlar, anlatırlardı!..

Günümüzde bu dar kalıp yıkıldı. Neredeyse her il merkezinde ofset yerel gazeteler yayımlanıyor. Hatta pek çoğunda birer ikişer yerel televizyon bulunuyor!.. Hatta pek çoğunda dernek, cemiyet namı altında çalışanların üyesi olduğu meslek örgütlenmeleri de var...

O nedenle eylemlerin sadece 11 ilde gerçekleştirilmesi bana “garip” geldi!.. Anlaşılıyor ki pek çok meslek örgütlenmesi gibi bizim meslek de 3-5 parçalı hâle gelmiş!..

Eylem (2)-5Eskişehir Farkı!..

Farkımız, en başta geçmişi 75 yılı bulan Eskişehir Gazeteciler Cemiyeti’nin varlığıdır. İki dönem başkanlığını onurla yürüttüğüm EGC’nin varlığını sürdürmesidir.

İkincisi ise üç yılı bulan bir döneminde Merkez Yönetim Kurulu üyeliğinde bulunduğum Türkiye Gazeteciler Sendikası Temsilciliği. Maalesef 1985’lerde üye sayısının düşmesi nedeniyle bugün temsilcilik olarak canlılığını sürdürüyor!..

Son olarak, Ankara merkezli olarak epey bir ilde şubeleriyle sesini duyurma gayretinde olan Çağdaş Gazeteciler Derneği ki sanırım o da temsilcilik seviyesine gerilemiş bulunuyor olmalı.

Ne ki sadece ÇGD değil, diğer iki meslek örgütü de gerçek anlamda işlevini yerine getirir pozisyonda değil. İçimi acıtan gerçek budur...

***

Köprübaşı’nda başlayıp Hamamyolu’nu takip eden güzergâhtaki yürüyüş, ünlü parkımızda bir konuşma ile son buldu. Bir süre ön saflara ulaşıp elimde bir pankartla birlikte “kendimi görünür kılmak” istedim ama başaramadım!...

Ben de bir alt kuşağımın başarılı isimlerinden Murat Taşkın ve sevgili eşi Tülay Taşkın ile hem yürüdük hem de biraz eski günleri anıp nostaljik söyleşiler yaptık. Sözün kısası, pek azını simalarından tanıdığım genç meslektaşlara ulaşma olanağı bulamadım!...

Her şeye rağmen, biraz aksayarak da olsa bir iki kilometre yürümenin, meslekten olmayan tanıdıklarla karşılaşmanın ruhuma iyi geldiğini hissedip mutlu oldum açıkçası…

Yürüyüş kolunun kalabalığında çeşitli pankartlar taşınıyordu. Bunların çoğunda, artık sık tekrarladığımız bir slogan dikkati çekti:

-Gazetecilik suç değildir!..

Geçmişte katıldığım protesto eylemlerinde böyle bir pankart taşıyacağımız hiç aklımıza gelir miydi, hiç anımsamıyorum!...

-Eksik olmasınlar, AKP iktidarı ve onun yöneticileri “böyle bir suçun varlığını” hatırlattılar bizlere!..

***

Evet, hatırlattılar!.. Ama bir şeyi unuttular… Yasalara sinsice yerleştirdikleri (örneğin) “halkı kin ve tahrik etmek” (!), “yalan haberi alenen yaymak” gibi suç maddelerine dayanarak ve de bunları gazeteciler üzerinde kimi hâkim ve savcıların eliyle uygulatarak sayıları giderek azalmakta olan gerçek gazetecileri yıldırabileceklerini unuttular!..

Bu ve benzer yöntemler sürdürülebilir değildir. Hem ülkemizin hem de dünyadaki devletlerin tarihçileri bunun böyle olmadığını yazıyor.

-Selam olsun içeride ve dışarıda mücadelelerini sürdüren yürekli meslektaşlarıma. Dertleri halkın haber alma özgürlüğünü savunmak olan gazetecilerin yanında olan demokrat kamuoyuna…

Eylem (1)-8