Daha önceki bir yazımda o marşın bildiğim öyküsüne satır aralarında değinmiştim.
Arap çöllerinde Osmanlı himayesinde asude bir yaşam sürdüren, çoğu bedevi topluluklardan oluşan Arap halkı, İngilizlerin Altınlarına çekiciliğine kapılıp, yine onların silahlarıyla ayrılıkça isyanlarını başlatırlar.
Birinci Dünya savaşının başladığı yıllardır. Çanakkale kahramanı Miralay Mustafa Kemal, İstanbul’da bir süre dinlendikten sonra burada savaşan Osmanlı birliklerinden birinin başına atanır. Birlikler Alman Generalin kumandasındadır.
Bu faslı uzatmayalım: O mücadeleler bozgunla sonuçlanacak, ancak Mustafa Kemal Paşa, Alman generalle uyuşmazlığı düşüp, komuta ettiği birliği fazla kırıma uğratman Anadolu İçlerine kadar çekip, istifa ederek İstanbul’a döner.
O dönüşte Haydar Paşa garında, kısa süre önce İstanbul’u resmen işgal eden “Emperyalist Birlik” gemilerini görünce tarihe geçen o ünlü “kehanetinin” ifadesi olan şu sözleri söyler:
-Geldikleri gibi gidecekler!..
***
Sanki kendi tarihi kişiliğine uygun bir “emir gibidir” o ifade. İstanbul’da kaldığı beş aylık süre içinde yakın silah arkadaşlarıyla görüşmelerini sürdürür. Kafasındaki düşünce:
-Yüzyıllardır Anadolu ve Trakya topraklarında yerleşik Türkleri emperyalist işgalcilerden kurtarmak, o halkı inanarak mücadele verip, onlara bir vatan armağan etmektir…
Bu düşüncelerle, kendisine sunulan bir fırsatı kaçırmaz. İngilizlerin Osmanlı’dan isteği doğrultusunda Doğu Karadeniz’de ayrılıkçı Rum Pontus çetelerinin isyanlarını bastırmak için oradaki ordunun başına atanır.
-19 Mayıs 1919’da Samsundadır artık!..

Dağ Başını duman almış!..

Samsun’da fazla kalmaz. İşgalcilerden kurtarmakta kararlı olduğu Anadolu’nun içlerine doğru “yürüyüşe” geçmelidir. İlk hedef Havza’dır.
Ancak yolda bindiği hurda otomobil bozulur. Canı sıkkındır, otomobili bırakır. Karargahından birkaç kişiyle birlikte yürümeye başlar. Geride bırakmaya başladığı dağların tepelerine doğru bakar. Padişah refakatçisi olarak gittiği Almanya’da duymuş olmalı. İsveç halk şarkısı olan bestesinin ilk mısrası aklına gelir:

-Dağ Başını Duman almış, Yürüyelim Arkadaşlar…

Ta ki, 9 Eylül 1922’de İzmir’de, işgalci son Yunan askeri de denize dökülesine kadar!..
Bu İsveç halk şarkısı daha sonra Türkçe sözlere adapte edilerek yeniden bestelenir ve “Gençlik Marşı” olarak, coşkuyla söylenmeye başlanır:
Dağ başını duman almış / Gümüş dere durmaz akar /güneş ufuktan şimdi doğar / Yürüyelim Arkadaşlar.
-Kurtuluş Savaşı ruhunu anladırmak üzere…
***
Bu Marşı , CHP Genel Başkanı Özgür Özel bir kaz daha hatırlattı gençliğe, halka. 19 Mart darbesinden sonra başlattığı Direniş mitinglerinin hemen sonrasında haftanın iki gün İstanbul ilçelerinde ve neredeyse Anadolu’nun tüm illerinde sürdürdüğü mitinglerinler bu marşla son bulur oldu.
CHP Lideri Özel, konuşmasının sonlarına doğru kurduğu paragraflarında katılımcılara seslenir oldu:
_Hedef partimizin iktidarı. Bu yılda benimle yürümeye varmışınız…
Kitle coşkuyla “varız” diye bağırmaya başladığı anda otobüsünün üzerinden o beste çalmaya başlıyor. Katılımcılarının ve kendisinin coşkulu el çırpmalarıyla son bulmadan önce, yine sesleniyordu:
-O halde yürüyelim arkadaşlar!..
***
Bu mecazi anlamda “İktidar Yürüyüşüne Çağrıydı”!
Ama sonradan gerçekten yürümeye başladı Özgür bey. İlki Butlan kararı sonrasında adeta “topla tüfekle” işgal edilen CHP Genel Merkezi’nden ayrılırken, “Yürüyelim” diyerekten..
Gümüş Dere’nin sularına dalıp çıkmışçasına, ıslanmışçasına yağmur altında 5 kilometrelik yolu TBMM’ye kadar on binlerle yürürken…
Yine bir-iki gün sonra gittiği İzmir’de on binlerin isteği üzerine bir meydana doğru yürürken coşkuyla…
O günlerden beri yürüyor Sayın Özel. Dün de, ahalinin içinde onlarla birlikte yürümek üzere Diyarbakır’daydı örneğin;
-Yürüyelim arkadaşlar, diyerek!...
Anlaşılıyor ki. bu “engelli” yürüyüş hedefe varasıya dek devam edecek…
---------------------------
Özgür-11