Bir insanın yapabileceği en büyük yanlış anakronik bir yaşam sürmesidir. Yani yaşadığı zamana uyum sağlayamaması, çağının dışına düşmesi ve o şekilde yaşamaya ve düşünmeye devam etmesidir. İnsan anakronik bir yaşama ancak aldığı yanlış eğitimle ve çevresinin etkisiyle girebilir. Zamana uygun olarak yaşanmayan bir yaşamın hem kendine hem de çevresine zararı vardır. Bir de tam tersi, insanlığa adını kazımış, bazı fazlalıkları olanlar gelecek zamanları da daha önceden fısıldayabilirler. Zamanının her şeyi bilen adamı, yaptıklarının, söylediklerinin ve yazdıklarının bilim olmamakla birlikte, bilimsel dünya görüşünün ilk temsilcisi olduğu vurgulanan Aristoteles’ten feminist yaratamazsınız, kölelik hakkında bir duruş bekleyemezsiniz. Çünkü Antik Yunanın Atina’sının demokrasi anlayışında da kadınlara ve kölelere yer yoktu. Aristoteles köleliği enerji gereksinmesini gideren en uygun kaynak olarak görmüş ve köleliğin ancak kendi kendine kumaş dokuyabilen araçlar yapıldığında ortadan kalkabileceğini düşünmüştür. Nitekim kölelik 19 yüzyılda dokuma tezgahlarının icadı sonrasında ortadan kalkmıştır. Kadın haklarının tanınması ise ancak 20. yüzyıl başlarına rastlar. Yani Aristoteles’in tarihsel süreç içinde, bilinen kadın hakları karşıtlığından ve kölelikten yana tavrından bir utanç belgeseli çıkmaz…

Utanç duygusu yüz bin yıl kadar önce, erken dönem Homo Sapiens’in başkalarının kendi hakkındaki düşüncelerini düşünebilme yeteneğini geliştirdiğinde başladı. Buna “içebakışcı benlik” denir ve insanda bilişselliğin oluşumunda belirleyici andır. Yani utanç, benlik gelişiminin ürünü. İnsan beyninin geçirdiği bu evrim, kutsal kitaplarda Adem ile Havva’nın yasak meyveyi yiyerek cennetten kovulmaları şeklinde sembolize edilir. Cinsiyet farklılıklarını ve cinsel arzuyu fark ettiklerinde çıplaklıklarından utanmışlardır. Öyleyse utanma, ilk insani duygu olarak kayıtlara geçmiş olmanın onurunu taşır. Sözlüğe göre “onursuz sayılacak veya gülünç olacak bir duruma düşmekten üzüntü duyma, mahcup olma” şeklinde dile getiriliyor. Aslında utanma bir duyguya işaret ediyor. Utanılacak olan ayıp şey, tamamen toplumsal alanda inşa edilirken, kişinin utanıp utanmadığı ya da ne kadar utandığı neredeyse tamamen bireysel alanda biçimleniyor. Mesela Japon kültüründe utancın sarsıcı bir ritüelle kendini yok etmeye kadar vardığı “harakiri” yapmanın yanında, kültürümüz “yüzüne tükürsen yağmur yağıyor sanacak” tarzı atasözleri içerir. Bazı utanılacak durumlar ise toplumsal yasaklarla koşut gidebiliyor: Yalan söylemek, çalmak, hak yemek gibi. Bazen utanılacak her şeye gerekçe uydurulabildiği, utanma duygusunun tedavülden kalktığı zaman dilimleri de olabiliyor. Böylesi zamanlarda utanılacak bir şey yaptığını veya utanılacak bir durumda olduğunu fark edemeyenler ile insanlığın ilk duygusunun ne yazık ki kaybolduğu durumlar olabiliyor. İnsanlıktan uzaklaşmamak için utanma duygusu asla yitirilmemeli…