Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastane binası, yaşı ve yapımı sırasında uğradığı aksaklıklar nedeniyle risk barındıran bir binaydı.
Zemininden su çıktığı iddialarıyla, iki ayrı fay hattı arasında kalması bu riski daha da arttırdı.
***
Bu riski ortadan kaldırmanın iki yolu vardı.
Ya, bina tamamen yıkılacak ve kampüs içinde yeni bir hastane binası yapılacaktı, ya da mevcut bina güçlendirilerek, depreme dayanıklı hale getirilecekti.
***
Mantıklı olan, binanın yıkılarak, yenilenmesiydi...
Ancak...
Bugünkü yöneticilerin de içinde olduğu yönetim “güçlendirme” kararı aldı.
Bunun üzerine hastane binası yatırım programına alındı, ödenek falan ayrıldı.
***
Şimdi, güçlendirmeden vazgeçildiği, aynı binada bir yandan güçlendirme çalışmaları sürerken diğer taraftan sağlık hizmeti verilemeyeceği belirtilerek, “Yeni hastane binası” yapımının programa alınacağı söyleniyor.
***
Ne diyelim?
Üniversite yönetimi iki seçenek arasında gidip gelip, her iki seçeneği de sırayla denerken, ya maazallah bir deprem olacak ya da bakanlık “Valla sizle artık uğraşamayacağız. Biz artık sağlık hizmetini kendi bakanlığımızın hastanelerinde vereceğiz” falan diyecek!

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
ONLARIN SONUÇLARI DA BİZİM ARAŞTIRMA ŞİRKETLERİNİN SONUÇLARINA BENZEMEYE BAŞLAMIŞ...
Numbeo isimli çevirim içi bir veri platformu var.
Bu platform her yıl dünyanın en güvenli şehirlerinin sıralamasını yapıyor.
Geçtiğimiz yıl yapılan sıralamada Eskişehir dünyanın en güvenli şehirleri sıralamasında 38nci sırada yer alıyordu.
Bu yıl yapılan sıralamada Eskişehir ilk 250^de bile yer alamadı.
Çevrim içi veri platformunun sonuçları da bizim araştırma şirketlerinin yapıp ilan ettiği sonuçlara benzemeye başlamış anlaşılan...
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
BİR “KAMUSAL YAŞAM” HAYALİ VAR Kİ...
Paneller, konferanslar, konserler, anma toplantıları ve törenlerde, seçilmiş ve atanmış yöneticileri en ön sırada sıralanmış şekilde değil de, izleyicilerin arasına dağılmış şekilde, hatta salonun en arka sırasında otururken göremeyecek miyiz?
***
Temel atma törenlerinde mesela, yapılacak binalar, parklar, bahçelerin inşaatında çalışacak emekçilerin, beton dökme butonları başında düğmeye basmalarına hiç denk gelmeyecek miyiz?
***
Yapımı tamamlanan ve hizmete girecek olan binaların açılış törenlerinde, o binada görev yapacak personelin, alkışlar arasında kurdele kestiğine hiç şahit olmayacak mıyız?
***
Stadyumlarda mesela; şeref tribünleri kaldırılsa, toplantı salonlarında örneğin: protokol masaları kurulmasa, ulaşım noktalarında VIP'ler, CIP'ler kapatılsa güzel olur değil mi?
***
Ama olmaz!
Çünkü yıllardır törenleri, makamları ve temsil biçimlerini; hizmetten çok görünürlük, ayrıcalık ve hiyerarşi üzerinden kurmaya alışmışız bir kere.
O yüzden:
Protokol masalarının, şeref tribünlerinin ve VIP kapılarının olmadığı; yönetenlerle yönetilenlerin aynı salonda, aynı tribünde, aynı sırada bulunabildiği bir kamusal yaşam oluşması mümkün değil.
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
HOCA İYİ Kİ BU ZAMANDA YAŞAMAMIŞ...
Konya'nın Akşehir ilçesinde düzenlenen 67. Uluslararası Nasreddin Hoca Şenliklerinde temsili Nasreddin Hoca olarak yer alan sanatçı Müfit Can Saçıntı yaptığı konuşmada “Bugün burada Nasreddin Hoca'nın eşeğine kayyum olarak atandım” dediği için ifadeye çağrılmış!
Kayyum göndermesi nedeniyle hakkında suç duyurusunda bulunulan sanatçı İstanbul'da ifade vermiş.
Ne diyelim
Nasreddin Hoca iyi ki bugünlerde yaşamamış.
Yoksa her fıkrasından sonra birileri çıkıp suç duyurusunda bulunur, o da eşeği ile her gün ifade vermeye gidermiş.

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,