Akşam yemeğine oturmuşsunuz. Günün yorgunluğunu geride bırakıp ailenizle vakit geçireceksiniz. Tam o sırada telefonunuz çalıyor. İşyerinin WhatsApp grubundan bir mesaj: “Yarınki toplantı için raporu güncelleyebilir miyiz?” Bilgisayarı açıyorsunuz. Birkaç küçük düzeltmeyle biteceğini düşündüğünüz iş uzadıkça uzuyor. Sofra toplanıyor, çocuklar uyuyor, akşam bitiyor. Siz son dosyayı gönderdiğinizde saat çoktan gece yarısına yaklaşmış. Ertesi sabah işyerine gittiğinizde ise her şey kaldığı yerden devam ediyor. Sanki önceki akşam hiç çalışmamışsınız gibi.
Bugün pek çok çalışanın hayatında buna benzer sahneler yaşanıyor. Teknoloji sayesinde işler hızlandı, iletişim kolaylaştı. Ancak bu kolaylık, iş hayatıyla özel hayat arasındaki sınırı da giderek belirsizleştirdi.
Eskiden işyerinin kapısından çıkınca geride bıraktığımız işler, artık cebimizde taşıdığımız telefonla evimize kadar geliyor. Peki, mesai saatleri dışında gelen iş mesajlarının hukuki karşılığı nedir? İşveren her saat ulaşılabilir olmamızı bekleyebilir mi?
Öncelikle önemli bir ayrımı ortaya koyalım. Mesai dışında gelen her mesaj, fazla çalışma yapıldığı anlamına gelmez. İşverenin ertesi günkü toplantı saatini bildirmesiyle gece tamamlanmasını istediği bir rapor için talimat vermesi aynı şey değildir. Burada belirleyici olan mesajın gönderildiği saatten çok, içeriği ve çalışandan ne yapmasının istendiğidir. Örneğin işverenin talimatıyla akşam evinde bilgisayarını açıp rapor hazırlayan, müşterilerle görüşen veya şirket sistemine bağlanarak işlem yapan işçi, işyerinde bulunmasa da çalışmaktadır. Bu emeğin yalnızca evde harcandığı gerekçesiyle yok sayılması mümkün değildir. Ancak gece saat dokuzda gelen bir mesaja ertesi sabah cevap verilmiş olması da aradaki bütün sürenin çalışılarak geçirildiğini göstermez. Önemli olan, gerçekten yapılan işin ve bu işe ayrılan zamanın belirlenmesidir.
4857 sayılı İş Kanunu'na göre genel haftalık çalışma süresi en çok 45 saattir. Kanunda öngörülen denkleştirme gibi özel durumlar dışında, bu sınırı aşan çalışmalar fazla çalışma kapsamında değerlendirilir ve saatlik ücretin yüzde 50 artırılarak ödenmesi gerekir. Haftalık çalışma süresinin sözleşmeyle 40 saat olarak belirlendiği bir işyerinde ise 40 saati aşan, ancak 45 saate ulaşmayan çalışmalar için kural olarak yüzde 25 zamlı ücret ödenir. Diyelim ki bir çalışan haftalık 45 saatlik mesaisini tamamladı. Cuma akşamı işvereninden gelen talimat üzerine evinde iki saat daha çalıştı. Bu iki saat, çalışma süresinin hesabında göz ardı edilemez. Elbette ücretin belirlenmesinde sözleşme hükümleri, önceki ödemeler ve işin koşulları da dikkate alınır. Kanun, fazla çalışmanın karşılığı olarak işçinin zamlı ücret yerine serbest zaman kullanmasına da imkân tanıyor. Örneğin bir saatlik fazla çalışmanın karşılığı, bir saat otuz dakikalık serbest zamandır. Ancak işverenin “Dün akşam çalıştın, yarın biraz geç gelirsin, ödeşiriz” diyerek bu hesabı tek taraflı kapatması mümkün değildir. Serbest zamanın kullanılması işçinin tercihine ve kanunda belirtilen koşullara bağlıdır.
Konunun bir başka yönü de uzaktan çalışmadır. Evden çalışmanın yaygınlaşması, bazı işyerlerinde çalışma saatlerinin neredeyse görünmez hâle gelmesine yol açtı. Oysa Uzaktan Çalışma Yönetmeliği, çalışma süresinin ve zaman aralığının iş sözleşmesinde belirtilmesini öngörüyor. İşverenle çalışan arasındaki iletişimin yöntemi ve hangi saatlerde kurulacağı da belirlenmelidir. Uzaktan çalışmada fazla çalışma yapılabilmesi ise işverenin yazılı talebine, işçinin kabulüne ve mevzuattaki koşullara bağlıdır. Dolayısıyla evden çalışmak, günün yirmi dört saati işverenin talimatlarını beklemek demek değildir. Elbette iş hayatında acil durumlar yaşanabilir. Beklenmedik bir müşteri talebi, yetişmesi gereken önemli bir iş veya giderilmesi gereken teknik bir sorun ortaya çıkabilir. Ancak her akşam tekrarlanan son dakika taleplerini sürekli acil durum olarak değerlendirmek de doğru değildir. İşlerin düzenli biçimde mesai dışına taşması, çalışma düzeninin yeniden gözden geçirilmesini gerektirir. Peki, bütün bunlar bir uyuşmazlığa dönüşürse ne olacak? İşte burada çalışma kadar, çalışmanın ispatı da önem kazanıyor. İşyerindeki giriş çıkış kayıtları, e-postalar, mesajlaşmalar, gönderilen dosyalar ve sistem kayıtları fazla çalışmanın belirlenmesinde dikkate alınabilecek delillerdir. Yapılan işi bilen tanıkların anlatımları da somut olayın koşullarına göre önem taşıyabilir. Ancak yalnızca bir WhatsApp ekran görüntüsünü göstermek, her durumda saatlerce çalışıldığını kanıtlamaya yetmeyebilir. Mesajın içeriği, verilen talimat, işin ne zaman tamamlandığı ve ne kadar sürdüğü birlikte değerlendirilir. Bu nedenle çalışanların işle ilgili yazışmalarını ve yaptıkları işlere ilişkin kayıtları bütünlüğünü bozmadan saklamaları önemlidir. Aynı şekilde işverenlerin de mesai dışında yaptırılan çalışmaları kayıt altına alması, ileride doğabilecek anlaşmazlıkların önüne geçebilir. Aslında bu mesele yalnızca fazla çalışma ücretinden ibaret değil. Çalışanın ailesine, kendisine ve dinlenmeye ayıracağı zamanın korunması da en az emeğinin karşılığını alması kadar önemli. Sürekli telefonunu kontrol etmek zorunda hisseden, her bildirimde yeni bir görev bekleyen insanın işten uzaklaşabilmesi kolay değildir. İş hayatının ihtiyaçları kadar çalışanların dinlenme hakkının da gözetilmesi gerekir. Teknoloji değişti, çalışma biçimleri değişti, işyerleri dört duvarın dışına taştı. Ancak değişmeyen bir gerçek var; bir insan işvereni için zamanını ve emeğini harcıyorsa, bunun hukuki karşılığı da olmalıdır.