26 Mayıs 2021 tarihinde Büyükşehir Belediye Başkanımız sayın Yılmaz Büyükerşen, sosyal medya hesabında şöyle bir açıklama yapmış: “Sanatçı Berna Türemen’in 50 yıldır dünyanın çeşitli ülkelerinden temin ettiği kedi tabloları, heykelleri, bibloları, oyuncakları ve çeşitli ev eşyalarından oluşan koleksiyonunu belediyemize bağışlamasıyla çocuklar ve gençler başta olmak üzere tüm hayvanseverlerin ilgisini çekeceğine inandığımız Türkiye’nin ilk kedi müzesini şehrimize kazandırmak için çalışmalara başladık”.  “Böylece Tarihi Odunpazarı bölgesinde açılması planlanan müze, bu alanda Avrupa’nın birkaç müzesinden biri, Türkiye’nin ise ilk müzesi olacak!” şeklinde bir muştulu haber olmuş yazılı basında.
     Evet, önceki gün, yani 17 aralık 2022 Cumartesi günü, bir yılı aşkın bir süre sonunda o bahsedilen yer açıldı. Başkanımız ilk açıklamasında her ne kadar “kedi müzesi” demişse de dünkü etkinlikte buranın müze özelliklerine birebir sahip olamadığı için, “kedi sanat evi” denmesinin doğru olacağını üzerine basarak belirtmiş. 
     Bana, bu konuyla ilgili ilk haberin basında yer almasının akabinde çok sayıda can korumacıdan soru yöneltilmişti; kentimizde Büyükşehir Belediyesinin, yükümlülüğü olmasına karşın bir bakımevinin bile bulunmadığı, bu aşamada kedi müzesi açılmasının ne kadar doğru olduğu şeklindeydi bu sorular.  
     Yıllardır sevgili hocamdan bir muştulu haber bekledim can korumacılar ve sokak hayvanlarımız adına, pek çok kereler de “hocam ne zaman bizim masumlara el vereceksiniz?” sualini yönelttim. Ama  sonuç hüsran..
     Şimdi bu kedi sanat evinin açılışıyla birlikte yaramız tekrar açılıp, kanadı. Hocam kedi sever mi bilemiyorum. Aslında o güzel sanatçı yüreğinin, salt kedi değil tüm hayvanlara açık olması gerektiğini düşünürüm hep. Bu duyarlılıkta olup da hayvan sevmemek olası mıdır? Sevmek başka, yetkileri dahilinde birşeyler yapmak farklı olmalı. Hepten mi olanaksız? Buna bir çare üretilmez mi? 
     Belediyenin maddi imkansızlıklarından şikayet edilir hep. Mesela çok can savunucusunun karşı çıktığı hayvanat bahçesinin gelirinin bir kısmı sokak hayvanlarına ayrılsa, bununla acil durum ambülansı, hayvan hastanesi, canların olmazsa olmazı mama üreten imalathaneler yapılamaz mı?
     Yeter ki istensin, değil mi? Demek ki sokak canları, onların savunucuları çok da önemsenmemiş. Bu çok belli. Ki ben eminim, Sayın Yılmaz Büyükerşen bu tür bir hizmet için kolları sıvamış olsaydı, en doğrusunu, en güzelini yapardı. Vakit çok mu geç? Bence değil. 
     Rahmetli Bekir Coşkun kendisiyle yaptığım bir söyleşide, “hocanız hayvanlara yönelik bir hizmet versin de biz de onu kutlayalım!“ demişti. Şimdi o yok ama bizler sizi içtenlikle kutlamaya hazırız.  
     Hadi sevgili Yılmaz hocam!...
Not: Önümüzdeki hafta gerçek bir Kedi Müzesi nasıl olur, işlevselliği nedir,  bunu yazacağım, merak edenler takip etsin köşemi..