Bir algoritma lafıdır gidiyor. Daha doğrusu, gitmiyor, yayılıyor. Çünkü algoritmaların hayatımızı etkilediği alan gittikçe genişlemekte.

Kimimiz hala hayret çığlıkları atıyor: “Bayram değil, seyran değil, niye bana birden gençlik reklamları gelmeye başladı?”

Ya da:

“Vallahi bunlar aklımdan geçeni okuyorlar. Bir siteye uyuz nedir diye sormuştum. Sormaz olaydım. Durmadan uyuz ilacı reklamları geliyor. Halbuki arkadaşım içindi.”

Ve bazen de:

“Aaa, niye artık altın madenlerine karşı çıkan hızlı çevreci arkadaşlarımın mesajları bana ulaşmıyor?”

Bütün bu soruların yanıtı, çoğumuzun ne olduğunu bilmediği algoritmalardır diyebiliriz. Algoritmanız öyle istiyor.

Büyük ozanımız Yunus Emre’nin manevi hatırasına saygısızlık etmeksizin söyleyeyim:

“Evet, bir ben vardır benden içeri, beni benden daha iyi tanıyan”., işte onlar algoritmalardır.

Çağımız gözetim çağıdır. Birileri sürekli bizi gözetliyor.. Algoritmalara veri sağlıyor.

Söz gelimi, bir reklamcı bana mesaj göndereceği zaman , önce “bulutun” içinde saklanmış olan künyeme bakıyor, yaşımı başımı gözden geçiriyor, son zamanlara attığım mesajları tarıyor, gelenleri okuyor, beğendiklerimi ve cevap verdiklerimi not ediyor, takıntılarımı hatırlıyor, sorular sora sora ilerliyor, bir sonuca varıyor ve düğmeye basıyor!

İşte algoritma böyle bir süreç: Rehber, filtre, nizamiye bekçisi, casus ve sansürcü!Hizmetçimiz ve amirimiz!

BOLLUK BAŞA BELA

Çinlilerin bir bedduası varmış. Canlarını sıkanlara “Umarım ilginç zamanlarda yaşarsın!’ derlermiş. Siz de istemediğiniz bir şey yapanlara “Seni bolluk çarpsın!’ diyebilirsiniz. İnsanlığı, ama özellikle biz Türkiye’de yaşayanları, son 50 yılda bolluk çarptı! Enformasyon bolluğu! Ben, günde altı saat yayın yapan siyah-beyaz tek kanallı TRT televizyonunda (1974) çalışmaya başladığımda Türkiye UNESCO’nun iletişim istatistiklerine göre tipik bir azgelişmiş ülkeydi. Televizyon, radyo, teleks azdı. Veri, enformasyon, bilgi kıttı. Hem üretimi azdı hem de bir yerden ötekine gönderilmesi zordu. Derken, özellikle 1980’den sonra, durum hızla değişti. İletişim altyapısı yenilendi. Televizyonda ikinci kanal açıldı, uzay uydularından çanak antenle dünyaya bağlananları sayısı arttı, Anayasa değişti, özel yayıncılığa izin verildi. “Karavanadan Kafeteryaya” kitabımda bu dönüşümü “hava sinyallerle doldu” şeklinde özetlemiştim. Artık, karavana gibi ne veriliyorsa onunla yetinmek zorunda değildik, önümüzde seçenekler vardı, istediğimizi çekip alabilirdik. Bundan çok memnunduk.

BUNDAN SONRA TUFAN

Ancak, asıl büyük patlama internetle geldi. İnternetin bir haber mecrası haline gelmesinin ötesinde gündelik hayatın harcına karışmasıyla sinyal selleri tufana dönüştü. Akıllı telefonların yaygınlaşması “homo sapiens”i “homo süper communicatus”a dönüştürdü. Artık herkes, her yerden, her zaman, herkesle anında iletişim kurabiliyordu. Insan, hayallerinin ötesinde, doğal kapasitesinin çok üzerinde bir düzeye ulaşmış, devrim evrimi geçmişti. Dijital Tufan adlı inceleme kitabımda da anlattığım gibi, homo sapiens buna hazır değildi. Boğulmamak için yardıma ihtiyacı vardı. Tufanda telef olmasını önlemek için atılan iki can simidinden birisi yapay zeka öbürü ise algoritmalar idi. Yapay zeka insanın sınırlı enformasyon işleme kapasitesini yükseltirken, algoritma izleyici ya da kullanıcılar ile mesaj üreticileri arasındaki ilişkileri koordine edecekti. Başlangıçta bu bir çeşit çöpçatanlık olarak da görülebilirdi. Ama tam da öyle olmadı: Teknolojik olarak zaten elele dolaşan yapay zeka ve algoritma aynı yapıda bütünleşti ve ortaya iletişim platformları çıktı. Bunlar kısa zamanda devleştiler ve iletişim dünyasının hegemonları haline geldiler. Bütçeleri devlet bütçelerini aştı, yöneticileri yeni derebeylere dönüştü. Öylesine güçlendiler ki, tüm insanlığın yanı sıra, tek tek ülkelerini gündemini ve algı yelpazesini belirleyebilecek bir konuma geldiler. Her şey çok hızlı ilerliyor. Şu anda bu müthiş hikayenin o noktasındayız. Kaçınılmaz olarak siyasete de el uzatan bu hegemonlarla nasıl başa çıkılacak? İnsanlığın geleceği Elon Musk, Jeff Bezos, Peter Thiel gibi teknoloji-baronların fantezilerine mi peşkeş çekilecek? Evet, beddua tutmuş olmalı: İlginç zamanlarda yaşıyoruz!