Bana göre John Berger’in “Görme Biçimleri” adlı kitabının en önemli cümlesi şöyleydi: “Düşündüklerimiz ya da inandıklarımız nesneleri görüşümüzü etkiler. Tüm insanların cehennemin gerçekten var olduğuna inandıkları zamanlarda ateşin bugünkünden çok daha değişik bir anlamı vardı kuşkusuz. Onlardaki cehennem kavramı yanıkların verdiği acının ötesinde ateşin her şeyi yutan kül eden bir şey olarak görmelerinden kaynaklanıyordu”. Yine Karl Marx’a göre, “varlıklarını belirleyen insanların bilinci değil, bilinçlerini belirleyen sosyal varlıklarıdır”. Yani birinin bir şeyi neden öyle düşündüğü onun maddi dünyasına bakılarak yanıt bulabilir. Aşık Veysel, “koyun kurt ile gezerdi fikir başka başka olmasa” demişti. İnsanlar aynı şeylere bakıyor ama aynı şeyleri görmüyor olabilirler. Özgürlük ve tanrı kavramını soru konusu edinen varoluşçu filozofların bile bir kısmı teist, bir kısmı ise ateisti. Düşünebiliyor musunuz, varoluşçu filozoflardan Kierkegaard; “Tanrı beni yaratarak ne kastetmiş olabilir?” diye sorarken, Jean Paul Sartre “insan özgürdür, hatta özgürlüğe mahkumdur, çünkü yaratılmamıştır” diyebiliyordu...
Türkiye’de siyaset ne yazık ki ya darbeyle ya da yargıyla düzenleniyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık; “Kadına şiddet ve çocuk istismarı siyasetin konusu değildir” derken, İmamoğlu’nun hapis cezası alması sonrası Cumhurbaşkanın geciken yorumu ise; “Siyasi tartışma yok, YSK'ya hakaret var” şeklinde oluyor. Oysaki yeryüzündeki tüm eylem ve davranış biçimleri siyasi, politik ve ideolojiktir. Bunu bilenlerin ülkede olup bitenleri fazla şaşırmadan takip ettikleri ise ayrı bir gerçekliktir. Tek hazmedilemeyen herkesin olayları değerlendirme yeteneğinden yoksun ahmaklar düzeyine konulmasıdır. Gerçi iktidar kendi sürüsüne oynamakta, geri kalan muhaliflerin ne düşündüğünü fazlaca takmamaktadır. Ne sayın bakanın altı yaşındaki çocuğa yapılan organize tacizi sümen altı etme çabaları ne de iktidar partilerine oy veren yurttaşlar dahil halkın büyük çoğunluğu mahkeme kararını yanlış ve ağır bulması Reis’e geri adım attırmaz. Çünkü demokrasi anlayışı ve güdülen siyasetin kurgusu mutlak iktidar üzerine kurulu olup her şart ve koşulda ele geçirilen iktidarın sürmesi için yapılmaktadır. Demokrasiye bakışları böyledir, sandıktan çıkan kendin olursan yaptıkların mubahtır. Bir Türk Atasözü ile bitirelim yazıyı; “Zavallı koyun sürüsü, çobanı da besler, köpeği de kurdu da…”