Maliye Bakanı istediği kadar ekonominin “iyileşme aşamasına girdiğini” söylesin.
İstediği kadar, hani bir zamanlar sıkça kullandıkları tanımlamalarla “enflasyonun belinin kırıldığını” tekrarlaya dursunlar! Tarımsal bolluk-bereket mevsiminin yaşandığı şu zaman diliminde dahi, çarşı-pazar gidilecek, ağız tadıyla alışveriş yapılacak mekânlar değil artık!..

Ne ağız tadı? Ellerindeki üç beş poşetle dönmek zorunda kalıyor insanlar. O üç beş poşet ne kadar tutar derseniz;
-En büyük TL’nin karşılığı olan 200 lira!..

O sebzeleri bir parça tatlandırmak amaçlı 200 gram kıyma ekleyebilmek ise adeta “hayal” gibi!.. Arada bir alabilenler için ise iki parçaya bölecekleri yarım kilo kıymanın marketlerde, kasaplarda ederi ise en büyük banknotumuzun biraz üstünde, 250 liracık!..

Hafta içinde, biraz da çekinerek gittiğim ünlü bir esnaf lokantasında, tanıdık işletmecisi beni görür görmez siparişimi duyurdu içeriye:
-Hüsnü abiye tanesi bol bir paça!..

Oturunca ben de menüden ekledim:
-Bir de pilav olsun!..

Açıkçası yanına “bir de bardak” demeye çekindim. Bardak denilen, mevsim meyvelerinden kaynatılan, şekeri kıt 1 bardak komposto!.. Hesabı 240 TL öderken soracaktım. Soramadan o konuşmaya başladı:
-Abi görüyorsun salonu. Sen de biliyorsun, bu saatlerde böyle mi olurdu? Anlayacağınız işler kötü. Her esnafın da öyle.

Yarım saat kadar oyalandığım aşevinde gelen giden müşteri sayısı dördü, beşi geçmemişti.

Çocukları köfteciye götürmek!..

Çıktım, ünlü Taşbaşı Çarşısı’nı dolaşmaya başladım. Hemşehrilerim biliyor, burası çerezden balığa, konfeksiyondan ayakkabıya türlü “ihtiyaç maddelerinin” satıldığı kadim bir alışveriş alanıdır. Sıra sıra kuru yemişçilerin olduğu bölümde fiyatlara bakıp geziyorum. Bazı kuruların paçal edildiği bir camekândaki etikete gözüm ilişti:
-650 lira. Boş ver deyip uzaklaştım!..

Yine kadim bir köftecinin bulunduğu sokakta, pılı pırtıları bir zamanlar “tanesi 20 lira bayanlar” avazları ile kadın müşterileri çağıran esnafın sesi kesilmiş! Sadece askılıklara dizilmiş giysilerin üzerinde fiyat etiketlerini görünce anladım ilgisizliğin nedenini:
-90 liradan 170 liraya...

Karşı sıradaki ünlü köfteciyi gözlüyorum bir yandan da. Yine önünde, kaldırımdaki “yazlık masalarda” 10 kadar müşteri. Bir o kadar da içeride. Saat 10.00’dan 16.00’ya kadar dolup dolup boşalan mekânın bu hâlini de “hoş karşıladım!..” Zira bir porsiyon köfte, bir şıraya 370 lira istendiğini öğrenmiştim.

Bir zamanlar çocuklarımı götürdüğüm olurdu. Düşündüm ki bugünlerde olsa:
-1500 lira öde çık!..

Hamamyolu’na yöneldim. Yine insan kaynıyor. Eskişehir ahalisinin yaz kış demeden dolaşması, 24 saat hareketli hâli hoşuma gider açıkçası... Yine öyle anlayacağınız. Ama burada durum farklı. Dostlar arasında taktığımız adıyla:
-Kazım’ın kafesinde masa bulmak neredeyse imkânsız!..

Bu arada rastladığım bir dostla yürürken yorumladık bu durumu:
-Oturanlar herhâlde Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’a duacıdırlar...

Malum, orada çay hâlâ 5 lira. 15 lira olan kafeye “itibar edenler” çoğunlukla yaşlı kadın ve erkek emekli kesimi...

Çay-simit hesabı!..

Yanıma takılan arkadaş ile sağa sola bakınarak Odunpazarı’na doğru yollandık. Zira “Muhtarın Çay Evi’nde” emekli iki dost daha bekliyordu bizi. Oraya uğramadan önce dört simit aldık karşıdaki fırıncıdan. Çaylar söylendi, sohbet eşliğinde simitlerimizi dişliyoruz!.. O mekân uzun zamandır bizim gibi müdavim emeklilerin buluşma mekânıdır. Sohbet konumuz çeşitlendi. Yine de o kadar çeşit arasında söz dönüp dolaşıp “hayat pahalılığına” dayandı!.. Doğaldır ki memleketi 22 yıldır yöneten tek adam rejiminin sahibi ve sahiplerine:
-Hayır dualar ederek noktalandı!..

Giderek kısalan günler nedeniyle çayevi işletmecisi de sandalyeleri toplamaya başlayınca anladık ki “hesap ödeme” zamanıdır! Ne kadar?
-Dokuz çay 135 lira!..

Çok yere göre “ucuz” sayılır kuşkusuz. Hem de çok ucuz! Dört simidi de 80 lira ekle, 215 TL!.. Baktım herkes elini cebine atıyor, 20’şer 30’ar liralar masanın üzerinde. Oysa çok değil, üç ay kadar önce herkes “hesabı ödemeye heveslenir”, öderdi de!..

Kalkarken bir espri patlattım!..
-Ya arkadaş, bir zamanlar biz bu kadar parayla pavyondan kalkardık!..

Bir başka dost “Normal abi” dedi:
-Ne de olsa Cumhurbaşkanımızın emekliler yılını yaşıyoruz!

Bu arada gazetede milletvekilimiz Utku Çakırözer’in, şehrimizdeki emekli derneklerini ziyaretindeki söylediklerini hatırladım:
-Emekli yılı değil, emekliye eziyet yılı!

Ağzınıza sağlık Utku Bey, aynen öyle!..

Buluştuğumuz emekli dostların adlarını da ekleyelim:
-Belediyeden emekli Osman Akkiraz, 657 emeklisi İnan Çalışır ve meslekten emekli Ali Akyüz...

Kalktık, Odunpazarı’ndan sıra sıra beleş otobüslerle evlere... Perşembe pazarına uğramaktan da vazgeçerek!..