Aristoteles Newton’dan iki bin yıl önce elmanın ağaçtan yere niye düştüğüne ilişkin problem için kafa yormuş, akıl yürütmüş birisidir. Kendinden önceki Doğa Filozoflarının ateş, hava, toprak ve su olarak sıraladığı dört temel elementin, kendi doğal yerleri olduğunu ve her cismin kendi elementine ait alana doğru hareket ettiğini öne sürmüştür. Toprak grubuna ait olan taş o yüzden yere düşer ve hava grubundaki duman da o yüzden göğe yükselir diye akıl yürütmüştür. Anakronik olarak düşünmezsek, Aristoteles’in kendi zamanın bilgileriyle gözlem yapıp mantık yürüttüğünü anlayabiliriz. Bugünkü bilgimizle bu kuramın yanlış olduğu çok açık olsa da onun izlediği yöntemin hiç de yanlış olmadığını, akıl yürütmesinin o günün koşullarında bilimsel gelenek içinde değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Newton’un başına düşen elmayla ilgili de ilginç öyküler vardır. Newton’un içinde elma ağaçları bulunan bir bahçesi vardır ve bahçesindeki ağaçların altında oturup çay içmeyi çok sevdiği söylenir. Elmaların neden yere dik düştüğü konusuna kafa yormasına, ağaçtan yere düşen elmaları fark ederek başladığı da yanlış değildir. Ancak Newton’un doğru akıl yürütmesinin esas nedeni elmanın neden yere düştüğü değil elmanın niye ayın yeryüzüne değil de yere düştüğünü sorgulamasıdır. Kütle çekim gücüne ancak böyle varılır…
En genel anlamda “akıl yürütme”, belli bir amaca yönelik olarak planlı, programlı adımlar dâhilinde ve mantık çerçevesinde düşünüp karar verme veya bir olay, problem ya da durumu “Neden” ve “Nasıl” soruları etrafında detaylandırıp anlamlandırarak yapılan bir üst düzey düşünme eylemi olarak tanımlanıyor. Akıl ilkelerini kullanmayan bir bilgi alanı söz konusu olamaz. Zira mantıklı gelmeyen ya da mantığa uymayanın doğru olarak kabul edilmesi olanaksızdır. Bir hükmün doğruluğu, mantığa uygunluğu ile ölçülür. Doğan Özlem mantığı, “her türlü bilme olanağının ön koşulu" olarak tanımlıyor. İnsanın ilerlemesi yeni şeyler öğrenmekten çok eski bildiklerini sorgulamasından geçtiği bilinen bir söylemdir. Çünkü eksik, yanlış, yetersiz ve cehalete dayalı dogmatik bilgiler bizim mantıklı akıl yürütmelerimizi dolayısı ile de sağlıklı düşünmemizi engeller niteliktedir. Jean Paul Sartre’ın bu konuda ufuk açıcı bir değişi vardır: “Düşünce özgürlüğünün olmaması insanların düşüncesini söyleyememesi değil, insanların düşünememesidir…”