26 Ağustos dünyada “köpekler günü” olarak kutlanmaktaymış; doğrusu, biz can korumacılar, hayvan dostları için senenin hemen her günü kediler, köpekler, hayvanlar günüdür. Yazımı klavyemin tuşlarında şekillendirmeye çalıştığım  sırada dahi birkaç can dostu arkadaşım telefonla, mail yoluyla bana ulaşıp  sorumluluklarında olan köpekleriyle ilgili sorunları için benden farklı şekillerde destek istediler. Yani bizler öyle 365 günün sadece tek birinde kutlama yapmayız onlar adına. Ne demişler, “merhametli vicdan sahibi insana, allahın her günü bir kutlama bahanesi bulunur.”
     Ama işte, masumlarımızın dertlerini, sorunlarını anımsatma adına böyle özel günler bahane oluyor. Belki bazı gözleri perdeli, vicdanları kararmışlara ulaşırız umuduyla sesleniyoruz, körler ülkesinde ayna satmaya devam ediyoruz bizler de..
     Can dostlarımız adına uzun yıllar büyük uğraşlarla çıkarttırdığımız 5199 sayılı “Hayvan Hakları Koruma Yasası” nın en çok tartışılan, gündem oluşturulan maddesi, “ sahipsiz sokak hayvanlarının, yerel yönetimlerce rehabilite merkezlerine alınıp, aşılanıp, kısırlaştırdıktan sonra işaretlenerek alındığı yere geri bırakılması”maddesidir. 
     Bizler için bu madde, doğrusu vazgeçilmez, kırmızı çizgimizdir. Ama gel gör ki hem belediyeler hem de hayvan düşmanları bu maddenin çiğnenmesi adına inanılmaz  talepler, lobi çalışmaları yapmakta yıllardır. Ve doğal olarak bizler sürekli belediyelerle bu bağlamda karşı karşıya gelmekteyiz. Onca acılı bir yol kat etmişken, bu maddenin uygulanmasından gizli, açık vaz geçilmesini ise asla kabul etmeyiz..
     Sokaklardaki sahipsiz köpeklerle ilgili en net şikayet şekli de, “çocuğumuza saldırdı, havladı, ısırdı” şeklinde olanıdır. Bunlarla ilgili çok sayıda video izledim; hemen hepsinde köpeklerin agresifleşmesinden önce çocuklar tarafından kızdırıldıklarını hatta taşlandıklarını izledim üzülerek. Oysa çok iyi bilmekteyiz ki  özellikle de kısırlaştırılmış, hormon seviyeleri sıfırlanmış, karnı tok hiçbir köpek durduk yere bu şekilde saldırganlık göstermez. O halde neden o güzel evlatlarımız bu bağlamda eğitilmiyor, ailede, okulda neden onlara, köpeklere nasıl davranmaları gerektiği anlatılmıyor? Bu kadar mı zor bu iş?
     Barış içinde, insani duygularla kedilerle, köpeklerle birlikte yaşamak varken neden sürekli bu canların sürgün edilmeleri, toplanmaları, akıbetlerinin çok da belli olmayacağı alanlara hapsedilmesi talep ediliyor?
    Bir kısırlaştırma seferberliğiyle, Tamer Dodurga hocamızın da açıkça beyan ettiği gibi, 2 sene gibi kısa bir süreçte ülkenin tüm köpekleri hem üremekten, hem de hormonsal asabilikten kurtulabilir oysa. 
     Sayıları 5-6 bin olduğu söylenen sahipsizlerimize, 85 milyon olarak yuva olamazsak yazıklar olsun bize!