Dünya, Amerika ve İsrail’den büyük müdür yoksa küçük mü? Elbette büyük olduğunu herkes biliyor. Öyleyse niye bir araya gelip bu “emperyalist haydutluğa” dur diyemiyorlar, niye bu “kapkaççılara” karşı birleşip ses çıkaramıyorlar? İnsanlık bu organize kötülüğe dur diyemez mi? Bir “68 kuşağının” çıkardığı sesi niye çıkaramıyor şimdilerde dünya?

Eskiden insanlığın hak-hukuk bilir, sömürüye karşı çıkan devrimci kitleleri vardı; gerektiğinde sokaklara dökülürdü. Dünyanın neresinde bir gaddarlık, insanlık dışı emperyalist emel olsa, yürekli insanlar bir araya gelir, eylem yapar, emperyalizmi lanetlerdi.

Hele şimdiki dünya liderlerinin hâline bakın; Amerika’nın kuyruğuna takılmışlar. Bırakın karşı çıkmayı, utançlarından başlarını dahi kaldıramıyorlar. Bir tek İspanya Başbakanı Pedro Sanchez karşı duruyor. Trump hemen yanıt veriyor: “İspanya’nın mallarını boykot edeceğiz.” Edersen et! Başka bir ülkeye bağımlı, onun kulu olarak yaşayacağına elbet özgürlüğünü seçer onurlu insanlar.

Kimlere kaldık yahu! Dünya haydutlara, onların iş birlikçilerine ve korkaklara kaldı…

Yaşar Kemal’in çok kullandığı ve edebiyatımıza armağan ettiği “Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık” sözü, Anadolu’da uzun zamandır kullanılan, toplumdaki ahlaki ve sosyal bozulmayı anlatan güçlü bir halk ifadesidir. Söz iki güçlü metafor içerir. Birincisi “demir–tunç” metaforudur. Demir; sağlamlık, dayanıklılık ve değer demektir. Tunç ise daha düşük kaliteyi temsil eder. Burada anlatılmak istenen, iyinin yerini kötünün almasıdır.

İkinci metafordaki “piç” kelimesi biyolojik bir anlamdan çok, karakteri bozuk, ahlaksız, güvenilmez insanları anlatmak için kullanılır. Yani sözün özü “değerli insanlar çekildi, ortalık değersiz ve kötü insanlara kaldı” şeklindedir.

Bazen toplumların ruh hâlini anlatmak için kalın kitaplar okumaya gerek yoktur. Sadece halkın dilinden çıkan tek bir cümle, bir çağın bütün yorgunluğunu ve kırılganlığını anlatabilir. İnsanlar bu cümleyi kurduklarında, bir zamanlar var olduğuna inandıkları erdemli toplum düzeninin kaybolduğu duygusunu dile getirirler.

Çözülme başladığında liyakat yerini çıkar ilişkilerine bırakır, erdemli insanlar geri çekilir; sahne daha çok gürültü çıkaran ama daha sığ şaklabanlara kalır. Böyle zamanlarda toplumlar sadece gücünü değil, vicdanını da kaybederler.

Evet, zamanımızda teknoloji ilerliyor, makineler gelişiyor, bilgi çoğalıyor; ama ahlak ve vicdan çöküyor…