Yaşlanacağımız kesin. Bunun güzel, iyi, neşeli olmayacağı da kesin. “Yaşlılık zor 
zanaattır” der eskiler. Nesil farkı, insanların yaşlılara karşı saygısızlığı, saymakla 
bitmez ama bunları yaşayacağız, başka bir alternatifimiz yok! Sona doğru gidişin 
adıdır yaşlanmak! Yaşlanarak yaşıyoruz, sizler de yaşlanarak yaşayacaksınız. Bundan 
kaçış yok! Önemli olan bu yaşlanmayı bedenen yaşayalım.... desem. “Sen ne 
diyorsun. Yaşlı adam?” Diyeceksiniz. 
Yaş alan bedendir dostlar. Yaşamın kaynağını oluşturan ruh hiç bir zaman yaşlanmaz. 
Çünkü ruh zamana bağlı değildir. Özgürdür. Sizin demenizle yaşlı adam olmam 
mümkün değil? Ben kendimi her zaman an denilen zamanda tuttuğum sürece 
yaşlanmayacağım? Belki eskisi kadar hızlı olamam. Bunu da sorun etmeyecek sevgi 
var yüreğimde... Kendime hep söylerim, sen hala gençsin diye. Ben, bir ömrün 
kısacık bir sürede akıp geçtiğini bu yaşımda anladım. Dün denilen kavramla, yarın 
denilen kavram aynı. Gelecek denilen bir zamanın olmadığını anlayanlar da anı 
yaşamayı ve değerlendirmeyi öğrenecekler. 
Pek beylik gelebilir ama aynalara bakıp kendimizi tanımaya çalışıyoruz. Camın 
arkasına sürülen sırrın oluşumundan meydana gelen aynanın önünde durup kendine 
bakarsan baktığın kişiyi görürsün. Gördüğün kişi hiç bir zaman ben kimim diye sana 
sormaz! O soruyu ancak aynanın arkasındaki sır bilir. O sırrın içinde ararsan kendini 
bulabilirsin. Derinliği olmayan bir yansımaya bakıp kararlar veriyoruz. Öyle olunca 
kararlarımız da yüzeyde kalıyor. Tasavvufta: Bilmek istersen seni. Can içre ara canı. 
Geç canından bul anı. Sen seni bil sen seni.... Hacı Bayram-ı Veli’nin burada iki 
senden bahsettiğini görüyoruz. Bunlardan birincisi nefs dediğimiz beşeri ‘BEN’, 
diğeri ruh dediğimiz ilahi ‘BEN’ dir.İnsanın Tanrı’dan kopup gelen ilahi yönüne 
ulaşması için nefsinden uzaklaşması, o yönünü aşması gerekir. 
.