Bir dava açtığınızı ve beş yıldır sonucunu beklediğinizi düşünün. Duruşmalar, bilirkişi raporları, tebligatlar ve ertelenen celseler arasında beş yıl geçmiş. Belki isçilik alacağınızı, belki mirasınızı, belki de hayatınızı doğrudan etkileyen bir uyuşmazlığın sonucunu bekliyorsunuz. Ya da hakkınızda veya şikâyetiniz üzerine yürütülen bir soruşturma var ve üç yıldır savcılıktan çıkacak kararı bekliyorsunuz. Adalet Bakanlığı, tam da bu noktada yeni bir uygulamayı hayata geçirdi. Alo Adalet 135, 1 Eylül 2026 tarihinde Ankara Batı, İzmir ve Kayseri adliyelerinde pilot olarak uygulanmaya başladı. Tarafı olduğu ve hâlen açık bulunan dava dosyası beş yılı, soruşturma dosyası ise üç yılı asan vatandaşlar 135’i arayarak başvuruda bulunabilecek. İlk derece mahkemelerinin yanı sıra bölge adliye ve bölge idare mahkemelerindeki dosyalar da uygulamanın kapsamında. Kimlik ve iletişim doğrulamasının ardından yapay zekâ destekli sesli asistan aracılığıyla işlem yapılabilecek, gerektiğinde uzman temsilciye bağlanılabilecek. Başvurular Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarına ulaştırılacak ve gerekli görülmesi hâlinde ilgili mahkemenin veya Cumhuriyet Başsavcılığının değerlendirmesine sunulacak. Dava dosyalarında süreç hakkında SMS ile bilgilendirme yapılması öngörülürken soruşturmalarda gizlilik nedeniyle yalnızca başvurunun alındığı bildirilecek. Uygulama önemli. Çünkü yıllardır sonuçlanmayan bir dosyanın tarafı açısından beklemek kadar, neden beklendiğini bilmemek de yıpratıcıdır. Fakat hukuk açısından mesele bir telefon hattından daha büyüktür. Adaletin yalnızca doğru karar vermekle ilgili olduğunu düşünürsek önemli bir noktayı gözden kaçırırız. Kararın hukuka uygun olması kadar makul bir zamanda verilmesi de adil yargılanmanın parçasıdır. Anayasa’nın 141. maddesi, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını yargının görevi olarak düzenliyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi de davanın makul sürede görülmesini adil yargılanma hakkının unsurlarından biri kabul ediyor. Bunun sebebi yalnızca hukuki değil, aynı zamanda hayatın kendisiyle ilgili. Bir isçinin yıllarca alacağını beklemesi, bir kişinin yıllarca hakkında yürütülen soruşturmanın sonucunu bilmeden yasaması veya bir aile hukuku uyuşmazlığının yıllarca devam etmesi dosya kapağında görünen süreden çok daha fazlasını ifade eder. Mahkeme sonunda doğru kararı verebilir. Fakat geçen zamanı geri veremez. Alo Adalet 135 bakımından dava dosyaları için beş, soruşturma dosyaları için üç yıllık sınır getirilmiş olması da yanlış anlaşılmamalı. Bu süreler hukuken makul sürenin sınırları değildir. Her dosyanın niteliği farklıdır. Davanın karmaşıklığı, tarafların davranışları, yargı makamlarının süreci yürütme biçimi ve uyuşmazlığın kişi açısından taşıdığı önem birlikte değerlendirilir.
Yüzlerce tarafı ve binlerce belgesi bulunan karmaşık bir ticari dava ile bir isçilik alacağı davasını aynı takvim üzerinden değerlendirmek mümkün değildir. Bu nedenle beş ve üç yıllık süreler, makul sürenin hukuki tanımı olarak değil, Alo Adalet hizmetinden yararlanmak için belirlenmiş esikler olarak görülmelidir. Bir başka önemli nokta da vatandaşta yanlış beklenti yaratılmamasıdır. 135’i aramak davanın hemen sonuçlanacağı anlamına gelmiyor. Alo Adalet bir kanun yolu değil. İstinaf veya temyiz makamı olmadığı gibi mahkeme kararını değiştirebilecek bir merci de değil. Bakanlığın açıkladığı sisteme göre başvurular Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları tarafından incelenecek ve gerekli görülmesi hâlinde ilgili mahkeme veya Cumhuriyet Başsavcılığının değerlendirmesine sunulacak. Burada korunması gereken çok önemli bir hukuki sınır var. Yargılamanın neden geciktiğinin takip edilmesi ile yargısal faaliyete müdahale edilmesi birbirinden tamamen farklıdır. Devlet, yıllardır sonuçlanmayan bir dosyanın neden beklediğini araştırabilir ve araştırmalıdır. Ancak bu denetim hiçbir şekilde hâkimin veya savcının vereceği kararın içeriğine müdahaleye dönüşmemelidir. Yargının hızlı islemesi kadar bağımsız islemesi de hukuk devletinin vazgeçilmez şartıdır.
Bence Alo Adalet 135’in asıl değeri de burada başlıyor. Bu hat yalnızca vatandasın şikâyetini iletebildiği bir telefon numarası olarak kalmamalı. Uzun yargılamaların nedenlerini ortaya çıkaran bir veri kaynağına dönüşmeli. Başvurular belirli mahkemelerde, belirli dava türlerinde veya belirli işlem aşamalarında yoğunlaşıyorsa bunun üzerinde durulmalı. Gecikmenin bilirkişiden, tebligattan, personel eksikliğinden veya ağır is yükünden kaynaklanıp kaynaklanmadığı tespit edilmeli. Aynı sorun sürekli tekrar ediyorsa artık tek bir dosyanın değil, sistemin sorunu olduğu kabul edilmeli. Teknolojinin ve UYAP altyapısının geldiği noktada asıl hedef vatandasın telefon açmasını beklemek de olmamalı. İdeal olan, geciken dosyanın sistem tarafından kendiliğinden fark edilmesidir. Bir dosya benzer dosyaların olağan görülme süresinin belirgin biçimde dışına çıkıyorsa bunun besinci yılın sonunda vatandaş tarafından bildirilmesine ihtiyaç duyulmamalı. Teknoloji tam da burada devreye girmeli ve gecikme henüz ciddi bir mağduriyete dönüşmeden sistemi uyarmalı. Yapay zekânın yargıda kullanımının en faydalı alanlarından biri de bu olabilir. Yapay zekâ hâkimin yerine karar veren değil, geciken dosyayı fark eden, is yükünü analiz eden ve sorunlu alanları görünür kılan bir yardımcı olmalı. Bu nedenle Alo Adalet 135’in başarısını kaç kişinin aradığıyla ölçmek yanıltıcı olur. Yüz bin kişinin 135’i araması, yüz bin başarılı işlem anlamına gelmeyebilir. Aynı zamanda çok sayıda vatandasın yıllardır sonuçlanmayan dosyasının bulunduğunu da gösterebilir. Gerçek başarı, yıllar içerisinde bu hatta duyulan ihtiyacın azalmasıdır. Dosyalar makul sürede sonuçlanıyor, gecikmeler vatandaş başvurmadan tespit ediliyor ve tekrar eden sorunlara kalıcı çözümler bulunuyorsa sistem görevini yerine getiriyor demektir. Bu nedenle Alo Adalet 135 önemli bir başlangıçtır. Vatandasın uzun süren dosyası konusunda bir muhatap bulması ve gecikmelerin kurumsal olarak izlenmesi değerlidir. Ancak nihai hedef yeni başvuru yolları oluşturmak değil, vatandaşı bu yollara başvurmak zorunda bırakan nedenleri ortadan kaldırmak olmalıdır. Bir insanın hayatında beş yıl yalnızca bir dava dosyasının yası değildir. Geçen zamanın telafisi her zaman mümkün değildir. Kaybedilen zamanın istinafı, geçen yılların temyizi olmaz. Adalet yalnızca doğru karar vermek değildir. Adalet, doğru kararı zamanında verebilmektir.