Daha önceden yazdım yine de bıkmadan usanmadan yazabilirim, çünkü bu günlerimize ışık tutuyor, anlamamızı kolaylaştırıyor, günümüz "Müslüman otoriter" siyasi kimliğin köklerini bize sunuyor... Bu güne dek bu topraklarda "Siyasal İslam" üç kırılma noktası yarattı. Birincisi Selçuklu devletinin danışmanlığını yapan İmam Gazali'nin İslam'da yorum kapısını kapatıp, Filozofları sapkınlıkla suçlaması ile oluşturulmuş, ümmeti soru soran değil, itaat eden, boyun eğen bir topluluk olarak adlandırmasıyla başlamıştır. O dönemin büyük felsefecileri İbni Sina, Farabi ve İbni Rüşd sapkınlıkla suçlanmış böylece onların kitaplarını Latinceye çevirerek Rönesans'ın kapılarını arayan Batı ile Gazali'yi takip eden Doğu'nun arasındaki uygarlık farkının belirginleşmesine neden olmuştur. İkinci kırılma Osmanlı Devleti zamanında oluşmuştur. Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi sonrası iki bin Eşari mezhebine bağlı sözde din Alimini İstanbul'a getirerek yapılacak her türlü yeniliğin onların fetvaları ile reddedilmesine yol açtı. Amacı getirdiği hilafeti korumak, ümmeti sorgusuz, sualsiz yönetebilmekti. Bu nedenle Osmanlı ilerleyen yıllarda Reform ve Rönesans'ın getirdiği yeniliklere ayak uyduramadı ve yıkıldı. Osmanlı'nın yerine Emperyalizme karşı kurtuluş savaşı vermiş, yapılan devrimlerle çağdaş dünyada yerini almaya çalışan Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Kimine göre 1950'lerde Demokrat Parti iktidarı ile başlayan gerici siyasetin ürünü son yıllarda meyvesini verdi ve üçüncü kırılmayı oluşturdu...
Yani bu topraklarda Selçuklu Devleti, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti gibi tarihte geniş izler bırakan siyasi yapılanmalar kurulmuş ancak hepsi de yaklaşık beş yüz yılda bir yapılan "Siyasal İslam" darbeleriyle kaçınılmaz olarak çağdaşlarından geriye düşmüştür. Siyasal İslam dediğimizde Vahabi-Selefi mezhebinin takipçiliğidir. Yani sözünü ettiğimiz, hala Gazali'nin peşinde, yoruma ve yeniliğe kapalı, akıl ve nakil konusunda aklı hiç bir zaman göz önüne almayan sert nakilci, İslam'ın en saf halini yaşamaya yönelik radikal bir Sünni akım olup, bütün kırılma noktalarının peşindeki gerici güruhu içerir. Günümüzdeki en yetkin temsilcisi olan Suudi Arabistan Kralı bu günlerde ülkemizi ziyaret etti, bin bir muhabbetle "kardeşim" denilerek ve Cumhurbaşkanımız tarafından bizzat ayağına gidilerek havaalanında karşılandı. Bu toprakların özgürlük pınarını kurutarak serpilip gelişmesini engelleyen, şah damarını tıkayarak aklının büyümesini önleyen Selefi-Vahabi geleneğin temsilcisine törenle "Devlet Nişanı" verildi. Aslında verilen, Cumhuriyet devrimlerini yerle bir etmenin, özgürlüğe açılan ortak akıl olan laikliği yok etmenin, gençliği dogma ve hurafelerle donatmanın şükran plaketidir.