Yazı insanı olma hedefimdi, ama ne yapacağımı, nasıl yapacağımı bilmiyor; çevremde bana yol gösterecek birini de tanımıyordum. Lise yıllarım, ülkemizde askerlerin yönetime el koyduğu; sonra da yeni bir Anayasa ile değişik açılımların gündeme yerleştiği yıllardı: YÖN Dergisi siyasi bakışımızı yönlendiriyor; Doğan Avcıoğlu bizleri ekonomik düzeninin işleyişiyle tanıştırıyor; Çetin Altan ve İlhan Selçuk günlük politik söylemde söyleyemediklerimizi yazarak yüreklerimizi serinletiyor; Şevket Süreyya Aydemir yakın tarihe ışık tutuyor; Devlet Planlama Teşkilatı(DPT) ülke kaynaklarını kullanmada etkinlik verimlilik umutlarımızın bayraklarını dalgalandırıyor: güvenle yaşayacağımız bir gelecek umudu ülke aidiyetlerimizin köklerini derinlere doğru salıyordu.
Köyümüzü kalkındırmak için kurduğumuz kooperatifi tartışmaları, Almanya’ya göçle değişik bir boyut kazanıyordu. Gelecek umudunun çok güçlü olduğu o günlerde ilk yazım Tokat’ da Fethi Günesen’ in “Sabah Postası” gazetesinin birinci sayfasında üç sütunda yerini alıyordu: “Köyün Uyanması”
Arşiv yanılmaz
Lea Ypi’ nin dediği gibi “ Arşivin gerçekleri düzenleme gücüne her zaman hayranlık duyanlardan” oldum. Çünkü arşiv;
- Geçmişi gerçeğe en yakın anlamamızın sırlarını çözer,
- Belirsiz bir söylemi düzene sokacak yapıyı kurar,
- Dünü anlamak için aktarma kalıpları oluşturur,
- Söylenecek sözün ne zaman söyleneceğini belirler,
- Yok olmaz, ummadık bir yerde ve umulmadık bir zamanda gerçekliğe en yakın duruşun karanlık tünellerinin ucunda ışık oluverir.
Arşivim yaptığım her işte, gittiğim her yerde, bulunduğum her ortamda, giriştiğim her eylemde “gündemi sorgulama disiplini “ yarattığı için memnunum. Arşivim geriye dönüp baktığımda bunun büyük zenginlik olduğunu düşünüyorum.
Yazı yaşamımda “gündemi sorgulama disiplini” hep iki eksende gelişmiş: Birincisi, “günün sorunları” ilgi menzilimizin dışına çıkmamış. İkincisi de, “gelecek kurgulama” gözardı edilmemiş.
İlk göz ağrım “Sabah Postası” olsa da, orada tek bir yazılık başlangıç var. Hemen bir yıl sonra “Sakarya Gazetesi” açık imzalı ve takma adlarla düşünce dünyamın sığınağı olmuş. Yaşam sürecimin aynaları, günlük gazete bağlamında Sabah Postası, Sakarya, Sonolay, Dünya ve Ekonomi gazeteleri.
Gündemimiz olmalı
Gündemimi taradığımda ağırlıklı olarak “kritik sistemler” öne çıkıyor: Gıda, sağlık, içme, kullanma ve sanayi suyu, enerji, eğitim, iletişim, ulaşım, istihdam, değişim ve dönüşüme uyum, ölçme, özendirme, ölçeklendirme, ödüllendirme ve ödeşme, hak, adalet, merhamet ve vicdan, hukuk sistemi, fırsat eşitliği, eşit haklar ve benzeri konular . İklim değişikliği, nükleer gücü sınırlama, emperyalist uygulamalara karşı duruş; göç ve kentleşme etkileri, jeopolitik oluşumlar, hükümetlerin siyasi eğilimleri ve önyargılı kararları, işgücünün refahı, orta sınıfın önemi, küçük ölçekli işyerlerinin sorunları, endüstri 4,0’ın etkileri gibi değişik ilgilerin peşinde koca bir ömür;62 yıl düşündüklerini yazıyla paylaşan bir yaşam…
Yazı sihrin arkasına sığınma fırsatı vermez… Art niyetleri kutsal şallar altında saklamayı açığa vurur. Pusu kurma kurnazlığını, arkadan vurma kalleşliğini önler. Yazı belgedir; belge arşiv, arşiv dayanıklı bir hafıza…
İnsanın kusurlu olduğunun bilincindeyim; arşivimin ve bıraktığım bilgelerin “kusurlarımla yüzleşme” araçları olduğunun farkındayım. Ama bütün bunların “ yaşamı anlamlı kılma” çabasının yollarına döşenmiş taşlar olduğunu da unutmuyorum.
Sözel üfleme balonu
Belgeye dönüştürmediğimiz anlatımlarda “ ego şişmesi tehlikesi” her zaman vardır. Arşiv ve belgeler, sözel üflemelerin şişirdiği balonları söndürür…Saf hayallerimizin doruklarına tırmanmamızı engeller. Sofra ile tuvalet arasında köprü olmanın yaşama anlam katmadığını kanıtlar. Belki de en önemlisi her canlının tadacağını bildiği ölümle yüzleşme özgüveni yaratır.
Ne diyelim? İşte geldik gidiyoruz… Belgelerimiz ve arşivlerimiz sana emanet, şen kalasın yalan dünya!