Bir ara politik atışmaları manzum dörtlüklerle hicvetme örnekleri yazmayı denemiştim; zaman zaman denemeleri sürdürüyorum, ama yayınlamadığım için bir yerlerde yok olup gidiyorlar.
Biliyorsunuz, anlamlı bir hayatın yarısı faydalı bilgidir. Hafıza oluşturma “faydalı bilgiye” bizi götüren yollardan biridir. Yeterli bulmasam da o manzum hicivleri arşivleyerek toplumsal hafızaya emanet etsem daha doğru olurdu.
Sizinle paylaşacağım manzum hicvin anısı zihnimin derinliklerinde çok belirgin bir yeri var.
Sabah gazeteleri okurken Turgut Özal’ in Erdal İnönü’ye politik sataşmasını okumuştum: “Boyu uzun olanın aklı kısa olur!” diye bir halk sözüyle gönderme yapıyordu.
Oturdum bir manzum hiciv yazarak yayınladım:

“Belli değil ilişkisi boy ile akılın
Sözleri ulu orta söylemekten sakının
Akılla boyun eğer varsa bir ilişkisi
Kıçı yerde olandan daha ciddi sakının!”


Olayın sıcaklığında bir vesileyle aynı mekanda karşılaştığımızda Özal’ın “güzel olmuş” yorumu düşünce dünyamdaki önyargıları gözden geçirmem vesile oldu. Güçlü olan gani gönüllü olabilirdi, olmalıydı!
Deniz Göktaş’ ın “Ölü Deniz” programını izlememiştim. Büyük ilgi çekince başından sonuna dinledim. İki gün sonra Oksijen gazetesinde Selçuk Şirin’in nitelikli yorumunda “En etkili sansür, kapıya dayanan polis değil, zihnimize yerleşmiş bize ‘aman dikkat’ diyen o sansür” değerlendirmesi üzerine enine boyuna düşündüm.
Kör gözün parmağına davranmanın, “çarşı her şeye karşı” sloganında vücut bulan; araştırma yapmadan, inceleme zahmetine katlanmadan gerekçesiz ve sınırsız eleştirinin onlaylıyıcısı değilim. “Dik durma ile dik başlılık ”arasındaki farkın bilincinde olmanın önemli olduğunun farkındayım. insanların tornadan çıkmış türdeş eşya olmadığını unutmam, başkalarının öznel duygularına saygılı olmanın gereğinin de bilincindeyim. Makul olmanın bizi erdemli olmaya götürecek ışıklardan biri olduğunu herkesin içselleştirmesini isterim. Yine de, mizaha savaş açma ve hicivden korkmayacak kadar özgüven sahibi olmamızın gerektiğini düşünür; kendimce bu konularda özenli olmaya çalışırım.
Yine de diyorum genç bir insanının hicvettiği hepimiz pusu kurmadan, arkadan vurmadan, sözünü aldatıcı kutsal şallar altında saklamadan yaptığı işi kendimiz için savunmalıyız. Mizahçıların , hepimizin can dostları olduğunu, bizi “kendimizi kandırma konforuna” kaptırmadan kurtardıklarını bilmeliyiz. Mevlana’ nın dediğine kulak vermeliyiz: “ Gerçek dostu olanların aynalara ihtiyacı yoktur!”