Film senaryolarını aratmayacak şekilde şiddet görüntülerine sahne olan “kadın cinayeti haberlerini” almaya devam ediyoruz.
Kadınlar, en güvenli olduklarını düşündükleri evlerinde ve yine en yakınları tarafından yaşamdan koparılıyor.
Kadınlar öldürülüyor, iktidar çevreleri ise ne yazık ki seyirci kalmaya devam ediyor.

Artan kadın cinayetleri bir yanda, “küçük yaştaki çocukların faili olduğu şiddet ve öldürme olaylarında” da artış yaşanmaya başladı.
15 yaşındaki Atlas Çağlayan, kafede otururken “yan bakma” tartışmasının devamında yine 15 yaşındaki bir çocuk tarafından göğsünden bıçaklanarak yaşamını kaybetti.
14 yaşındaki Ahmet Minguzzi de 15 yaşındaki bir çocuk tarafından bıçaklanmış ve arkadaşı olan diğer çocuklar tarafından ağır şekilde darp edilerek yaşamdan koparılmıştı.

Bu iki olaydan sonra “küçük yaştaki çocukların işlediği suçlar” önemli bir sorun olarak daha görünür hâle geldi.

TÜİK rakamlarına göre 2024 yılında, bir önceki yıla göre “çocukların suça karıştığı olay sayısında” yüzde 9,8 oranında artış oldu.
2024 yılında, kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiasıyla güvenlik birimlerine getirilen çocuk sayısı 203 bine yaklaştı.
2025 yılı rakamları henüz açıklanmadı ama küçük yaşta suça sürüklenen çocukların karıştığı suçlarla ilgili durumun hiç iç açıcı olmadığı ortada.

Bu noktada, küçük yaştaki çocukları suça iten faktörler nelerdir sorusuna verilecek yanıtlar önemli.
Çocukların suça sürüklenmesinin nedenlerinin başında aile, sosyal çevre, teknoloji ve sosyal medya geliyor.

Çocuğun aile içinde başlayan sosyalleşme sürecinde; anne-baba anlaşmazlıkları, aile ile çocuk arasındaki bağın zayıflığı, erken yaşta anne-baba olunması önemli etkenler olarak sayılabilir.
Ekonomik sıkıntılar ve yoksulluk nedeniyle okula gidemeyen çocuklar, erken yaşta kontrolsüz ortamlarda çalıştırılarak aileye katkı sağlamak zorunda kalıyor.
Para kazanmak için dilencilik, torbacılık, uyuşturucu satıcılığına başvurabiliyor.
Çocuk aç olduğu için yiyecek çalabiliyor.

Diğer yandan şiddet içerikli oyunlar ve diziler, çocukları şiddete daha yatkın hâle getiriyor.
Bilgisayar ve televizyon oyunlarında suçu normal bir şey olarak görmeye başlıyor.
Son olaylarda görüldüğü gibi ciddi bir şekilde “öfke kontrolü” sorunu ortaya çıkıyor.

Başka bir neden de çocukların ceza alma ihtimalinin yetişkinlere göre daha az olması nedeniyle, çocukların büyükler tarafından uyuşturucu satıcılığında, cinayetlerde, hırsızlıkta ve terör olaylarında kullanılması.
Toplum tarafından kabul görmek amacıyla “çeteler hâlinde” bir araya gelen çocuklarda; uyuşturucu kullanımı, gasp, hırsızlık, kapkaççılık gibi suç türleri görülebiliyor.

Konu çok boyutlu ama hukuki yönüne de bakmak gerekli.
Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 31. maddesi, çocukların ceza sorumluluğunu yaş gruplarına göre düzenliyor.

12 yaşını doldurmamış çocukların cezai sorumluluğu yoktur. (Tam ehliyetsizlik)
12 ile 15 yaş arasındaki çocukların sorumluluğu, fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğine bağlıdır. (Sınırlı ehliyet)
15 ile 18 yaş arasındakiler için sorumluluk tamdır ancak cezalarda indirim uygulanır. (Kısmi ehliyet)

Anımsatalım; Minguzzi cinayetinde 4 sanıktan ikisi “çocuğun kasten öldürülmesi” suçundan en üst sınırdan 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve sanıklarda pişmanlık görülmediğinden indirim uygulanmadı.
Diğer iki çocuk hakkında ise “çocuğa kasten öldürme suçuna yardımdan” beraat ve tahliye kararı verildi.
Bu davadaki tahliyeler kamuoyunda büyük bir tepkiye neden oldu.

Ceza hukukunun en hassas bölümlerinden biri olan “çocukların cezai sorumluluğu” konusu; yaş, ehliyet ve yargılama süreci bağlamında değerlendirilirken etik, psikolojik ve toplumsal boyutlarının da büyük bir önem taşıdığı göz önünde bulundurulmalıdır.
Toplumun geleceği olan çocukları, suça sürüklendiği ortamlardan korumak devletin asli görevidir.
“Suçlu çocuk yoktur, suça itilen çocuk vardır” ifadesi sözde kalmamalı; sorun, kamu yönetimi nezdinde tüm boyutlarıyla ele alınmalıdır.