Geçenlerde Dostlar Meclisi'nde idik.
Zaman zaman bir araya gelip sohbet ettiğimiz
dostlardan biri ortaya bir soru attı:
-Tek cümleyle ifade etmek istesek, dedi, ülkemizde yaşanan bunca sorun ve sıkıntının kaynağı sizce nedir? Ama tek cümle olsun!
Herkes kendince bir şeyler söyledi. Sıra bana geldi.
-Bence dedim, yaşanan bunca idarî, hukukî, sosyal, siyasal ve ekonomik sorunların temelinde yatan tek sebep "ehliyet ve liyakate" önem vermemektir.
Bu durumu daha da anlaşılır kılmak için yaşanmış bir olayı anlattım.
*
Konya Sarayönü Kaymakam olduğum yıllar...
27 Mayıs İhtilâli sırasında kaymakamlıkta tahrirat kâtibi olan emekli bir zat anlattı:
"Adem bizim köyde sade bir çiftçi idi.
Ekin tarlasında çalışmakta iken ihtilal haberini duyar.
Bu iş neyin nesi, diye köy kahvesinde haber dinlemeye gider.
Anlaşılır ki, ihtilal olmuş, askeriye yönetime el koymuştur.
Ajansı sunan spikere iyice kulak veren Adem," Cemal Gürsel liderliğindeki Milli Birlik komitesi... " lafını duyar.
Sevinçten çılgına döner; şapkasını havaya atıp iki elini de yumruk yapar. Avazı çıktığı kadar "Heytt breee !.." diye de bir nara atar.
Hemen eve gelip karısına;
-Hanım, bir hediye sepeti hazırla! Emirerliğini yaptığım paşa hükümeti devirmiş. Ankara'ya gidip kendisini ziyaret etmem lâzım. Çabuk...Çabuk!
Ertesi günü Ankara'ya varır.
ihtilal liderinin bulunduğu yeri keşfedip, kapıdaki nöbetçilere kendisini tanıtır.
-Ben eskiden Cemal Gürsel'in emireri idim. Kendisi ile görüşeceğim" der.
Askerler, Adem'i içeri almazlar ve görüştürmezler.
Adem de yolun karşısındaki ağacın altındaki banklara oturup, saatlerce bekler. Görüşmek için birkaç defa denemede bulunsa da yine olmaz.
O gece o bankın üzerinde sabahlar. Ertesi gün, yeni gelen nöbetçilere durumu bir daha anlatır; yine sokmazlar. Adem bıkmaz ve o gece de banklarda sabahlar.
Daha ertesi günü, gene dener. Bu sefer görevliler onunla baş edemeyeceklerini anlar, ve onu paşa ile görüştürmek için içeri alırlar. Adem büyük bir saygı ile Paşayı selamlar.
Adem yıllardır paşaya sık sık mektuplar yazıp, bayramlarda ve özel günlerde kartlar attığı için paşa eski emirerini unutmamıştır.
İçeride görüşme uzun sürmez. Adem,
-Paşam bana bir iş, der, iyi bir yere girmek ve orada baş olmak istiyorum.
İhtilal lideri bir pusula yazar; Konya valisine iletilmek üzere Adem'e verir.
Adem oradan sevinçle ayrılır. Döner dönmez Valiye pusulayı verir.
Vali Adem'i muavinlerinden birine yönlendirir.
Muavin bey Adem'i dinler. Biraz konuşturur. Bizim Adem, sıradan bir işe katiyyen razı olmaz; yüksek bir makam istemektedir.
Muavin ne yapacağını şaşırır. Korkar da...
Çünkü ihtilal liderinin mektubunu getirmiştir.
Listeye bakar, Sarayönü Mal Müdürlüğü münhaldir.
Adem'i, Sarayönü Mal Müdürlüğü'ne tayin ederler.
Muavini bey ona biraz yol gösterip taktik verir:
-Bak Adem der, uyanık biri olduğun belli. Sakın ola kimselere cahilliğini ve acemiliğini belli etme ! Biliyormuş gibi davran. Seni tecrübeli ve bilgili sansınlar.
Atama belgesini eline verip gönderir.
Yeni Mal Müdürü, önce kaymakamı ziyaret eder. Personeli ile tanışır. Mesaiye muntazam gelir gider. Maslahatı idareye çalışır.
Fakat bir gün Orman İşletme'den bir yazı gelir. Yazıda,
-Müessesenizdeki mahrukat (yakacak odun) miktarını bildirin, diye yazmaktadır.
İhtilalin müdürü, "mahrukat"ın ne olduğunu bir türlü çözemez.
Vali muavininin, "her şeyi biliyormuş gibi yap", dediği hep aklında olduğu için de kimseye soramaz.
Kendi kendine, "Mahlûkat" olsa, yaratılmış, insan veya hayvan demektir, diye düşünür.
Demek ki der, "Mahrukat" "Mahlûkat"tan daha üstün bir şey olsa gerek...
En sonunda cevabı yazar:
"Müessesemizde mal müdüründen başka MAHRUKAT yoktur!"
*
İşte,
Siz "LİYAKAT"a önem vermezseniz,
O zaman da mal müdürü olur mahrukat..!