Yaşadığımız ekonomik sorunlar her geçen gün ağırlığını artırırken şimdi de ‘fon krizi’ ile karşı karşıyayız.
Yüz binlerce yatırımcıyı mağdur eden krizin nereye evrileceği belli değil.
Milyarların söz konusu olduğu bir para trafiğinden bahsediliyor.
Yaşanan krizin arka planı ile ilgili gerçekler açığa çıkacak mı, sonuna kadar gidilecek mi soruları merak uyandırmaya devam ediyor.
…
Diğer yandan krizin baş aktörünün iktidar partisinin üst düzey yöneticisi olması, kamu yönetiminin soruna yaklaşımı bakımından farklı bir tablo ortaya çıkarıyor.
Partideki görevlerinden istifa ederek sorumluluktan kurtulmaya çalışan hanımefendiye karşı sürdürülen hoşgörülü yaklaşım gerçekten de ilginç.
Suçu sabit görülmediği hâlde şafak vakti evine operasyon düzenlenerek tutuklanıp hücreye atılan belediye başkanlarına yapılanlarla karşılaştırıldığında üzülmemek elde değil.
Konuyla ilgili ise “Yanlış yapanla, nefsine yenik düşenle vedalaşır, yolumuza güçlenerek devam ederiz” denilerek bu işten sıyrılmak mümkün mü?
Kamu yönetimi ve yargının uygulamalarının siyasi kimliklere göre değişkenlik göstermesi çok düşündürücü.
…
Bu fonlara;
Emekli ikramiyesini,
Evini satıp bedelini,
Yurt dışından getirdiği dövizini,
Ev ya da araba almak için biriktirdiği parasını yatıran kişilere hangi miktarda ve ne zaman geri ödeme yapılacağı ile ilgili net bir takvim verilebilmiş değil.
Mağdur olan fon yatırımcılarının en büyük eleştirisi ise devletin kontrol ettiği fonlara yatırım yapmış olmalarına rağmen kayıp yaşamaları.
…
Bu noktada;
TEFAS (Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Platformu),
SPK (Sermaye Piyasası Kurulu),
BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu),
MASAK (Mali Suçları Araştırma Kurumu)
başta olmak üzere ‘denetleyici kurumların sorumluluğu’ sorgulanıyor.
Kriz ortaya çıkmadan önce neler yapılabilirdi sorusu yanıtlanmayı bekliyor.
Önceden bilinen bazı sıkıntılara karşı gereken önlemlerin alınmadığı ifade ediliyor.
…
“Fonların denetimi” konusu üzerinde durulması gereken çok önemli bir başlık.
Denetleyen ve denetlenen iki kurumda da aynı kişilerin üst düzey görevde bulunması çok önemli bir sorun olarak ortaya çıkıyor.
Kim, kimi nasıl denetleyecek?
Örneğin Devlet Denetleme Kurulu Başkanı, Borsa İstanbul Yönetim Kurulu üyesi olduğu dönemi inceleyecek.
Bürokrasideki kritik görevlendirmelerdeki akrabalık ve yakınlık ilişkileri çok dikkat çekici.
Fondaki şirketlerin sahiplerinin oluşturdukları siyasi bağlantılar daha da ilginç.
…
Dalga dalga yürütülen operasyonlar, yeni gözaltılar, tutuklamalar kamuoyu vicdanını rahatlatacak bir noktaya taşınacak mı, bekleyip göreceğiz.
Yargı nasıl işleyecek, tahmin etmek mümkün değil.
Gelinen noktada yüz binlerce kişi, aileleriyle birlikte fon mağduriyetinin nasıl giderileceği sorusuna yanıt bekliyor.
Ayrıca fondaki 5 şirketin TMSF’ye devredilmesiyle krizin maliyetini 86 milyon olarak hep birlikte mi ödeyeceğiz diye de düşünmemek elde değil.
…
Milyarları aşan büyüklüğü ile ortaya çıkan kriz için ‘fon piyasasının sınırlı bir bölümünde meydana gelmiştir’ ifadesi toplumu ikna eder mi, siz okuyucuların takdirine bırakıyorum.