Hayvanlarla yıllarını geçirirsen, evinde, sokağında, bahçende kedisi, köpeği, kuşu, hayvanı eksik etmezsen, doğal olarak onların cansız bedenleriyle de karşılaşırsın.

     Gözlerin, yollarda radar gibi etrafı tararsa sürekli, ya bir köşede hayatını kaybetmiş, kıvrılıvermiş bir minik kedi bedeni ya da araç çarpmış, üzerinden çok sayıda tekerleklerin geçtiği bir gariban köpeğin katılmış bedenini de görürsün.
Keşke görmesem demene karşın, görürsün işte. Canın yanar, için acıyla dolar, elini uzatabildiklerini toprakla buluşturursun ama çoğunluğunu orada, o şekilde bırakıp gitmek zorunda kalırsın; uzun yoldasındır, durma olasılığın yoktur, her yer betondur toprak parçası bulamazsın yakın yerde.
     Ama bir saniye de olsa o gözüne ilişiveren masumun cansız bedeni, hiç gözünün önünden gitmez. Hep aklının bir köşesinde takılı kalır.
     Hayatlarını yitiren masumların hep boyunları büküktür, sağlıklarındaki naif duruşları, estetik harikası vücutları aynen durur. Çirkinlik, iticilik diye bir şey asla olmaz..
     Ama, dediğim gibi o güzel ince boyunları hep büküktür nedense. Bu, evdeki canım, geçtiğimiz 4 Ekim günü kaybettiğim kedim, sevgili Miçom için de geçerli olmuştu.  Şimdi bu sabah, arka bahçede, neden öldüğünü bilemediğim o yavru kedi için de geçerli oldu.
     Camdan bakınca hemen gözüme ilişti, hareketsizliğinden anında anladım. Ölmüştü, daha dün canlı, sağlıklı, oradan oraya koşan, mama yiyen yavru kedicik.
     Sonbaharın savurduğu yapraklar, yağmur suyuyla ıslanmış bedenine yapışmıştı. Boynu yana bükülmüş, güzel gözleri hafifçe aralık kalmıştı. İçim cız etti. Kış ayının ilk kaybını vermişti arka bahçe kedilerim. Umarım bu son olur..      
     Hayatlarını yitiren o canlar için de bir parça toprak çok görülmesin. Yine, yeniden talep ediyoruz Eskişehir Belediyelerimizden. Bu canlar için bir Hayvan Mezarlığı yapın!