23 Mart doğum günümde sanki bana armağan edildi; o tarihte sevgili İsmail Kumru, Eskişehir Kent Konseyi genel sekreteriydi. “Abla gel, Kent Konseyi hayvan hakları grubunu kur” diye teklif getirdi. Ben zaten yıllardır, kuruluş çalışmaları ofisimde yapılan ve alanında Eskişehir’in ilk derneği olan EHKD (Eskişehir Hayvanları Koruma Derneği) üyesiydim ve yönetim kurulunda başkan yardımcısı olarak yer almaktaydım.

Bu görevi de seve seve üstlendim ve böylece başladı 15 yıllık serüvenimiz. Hani derler ya, yaşadıklarımızı kaleme alsam roman olur diye. Gece gündüz demeden yıllarca, özveriyle, çalışma grup arkadaşlarımla birlikte bize gelen her ihbara, her feryada koşturduk. Elbette bunun için bütçe, zaman, deneyim ve beceri gerekir. Bütçe kendi cebimizdi, o sıralarda yoğun bir çalışma yaşamımı sonlandırmıştım; bu nedenle zaman sıkıntım da olmadı açıkçası. Hiçbir maddi ya da farklı menfaat beklentimiz olmadan, tamamen gönüllülük esasıyla yılmadan, bıkmadan yolumuza devam ettik.

Ne çok farkındalık yarattık, ne çok eyleme, etkinliğe imza attık, ne çok canın canına dokunduk; sayısını bilmek olası değil. Arada can dostlarından birisinin telefonu gelir, bana minnet duygularını iletir; birileri sokakta, orada burada rast gelir, “sizin sayenizde” diye beni benden alan cümleler kurar.

Elbette tüm bunların parayla pulla ölçülemeyecek hazzını yaşamak, bu yolculuğumuzda bana el veren, hiç yalnız bırakmayan, desteğini hep üzerimde hissettiren Kent Konseyi eski başkanı, gerçek cansever sevgili Nuray Akçasoy’a, o tarihte Nuray Hanım’ın yardımcısı olan, şimdilerde başkanlığı üstlenen sevgili Ahmet Kapanoğlu’na ama en çok da çalışma grubumuzun değerli üyelerine nasip oldu.

Sadece Eskişehir’de değil, tüm ülkede hatta ülke dışında ses getiren “Satın Alma, Sahiplen” projesine imza attık; kentin dört bir yanını kedi köpek evcikleriyle donattık. Bu aşamada Büyükşehir Belediyemizin Park ve Bahçeler Müdürlüğünün ciddi desteğini gördük. Elbette diğer iki belediyemiz de el verdi bu çabalarımıza. Dara düştüğümüzde can savunucuları mama desteği verdiler. Pandemide onları aç bırakmamak adına insanüstü çaba sarf ettik. Semt semt, mahalle mahalle mama bırakıldı patili dostlarımıza.

Barınak şartlarında tedavisi mümkün olmayan çok canımızın, özel kliniklerde imece yapıp tedavilerini yaptırdık. Ve daha da neler neler... Dedim ya, yazsam roman olur. Kısa bir özet geçtim şimdi sadece. Ve ben sevgiyle, saygıyla, özveriyle, nakış işler gibi işlediğim bu görevime hâlen devam etmekteyim; gücüm yettiğince de devam edeceğim. Şartlar değiştikçe bizler de ona göre pozisyonumuzu alıp yanımdaki gerçek can dostlarıyla bu çetrefilli, dikenli yolda yürümeyi sürdüreceğim. Onlardan bir tanesi de yıllardır EHKD yönetiminde birlikte çalışmaktan keyif aldığım başkan sevgili Gülçin Yapıcı. İyi ki var dediğim insanlardan birisi.

Evet, dedim ya; 15 yıllık yolculuğumuzda neler neler yaşadık, kimler kimlerle karşılaştık... Bir hikâye tadında okuyacağınızı düşündüğüm ve asla tek köşe yazısına sığmayacak anılarımı ileriki makalelerimde de paylaşmaya devam edeceğim.