Türkiye’den kaçan kaçana, “son çıkan ışığı kapatsın” etiketiyle sosyal medyada bir paylaşım gördüm. Malatya Yeşilyurt Belediyesince “Çevre Eğitimi” için Almanya’ya gönderilen 45 kişiden 43’ü geri dönmemiş. Sosyal medyada sorulan soru ise şöyle: Bu bilginin haber değeri var mıdır, varsa hangisidir? Cevap insanı hem düşündürüyor hem güldürüyor: “Evet haber değeri vardır, o iki kişi neden ülkeye dönmüştür, araştırılmalıdır.” Zamanında Rumları yolladık, Ermenileri yolladık, Yahudiler zaten gitti, Süryaniler ve Ezidiler göstermelik olarak varlar, yani azınlıkları halledince şimdi sıra “Sünni İslam” olan kendi vatandaşımıza geldi. Ötekileştirmekte üstümüze yok. Sadece dini, mezhebi, ırkı falan değil, önemli olan bizden mi değil mi? Organize kaçışın ardından iki kişi niye geri döndü ki diye espriler yapılmakta. Güleriz ağlanacak halimize. PTT çalışanları aracılığıyla soğan patates dağıtıyoruz fakir fukara ile garip gurebaya, oysaki uzaya gidiyorduk neredeyse. “128 milyar nerede” etiketi de çeşitli komiklilere neden oluyor. Pandemi olanca hızıyla vuruyor, 128 milyar dolarımız olsaydı tam kapanma yapabilir miydik acaba? Aslında son derece ciddi bir konu, çünkü bu yaşananların hepsi siyaset felsefesini ilgilendirir. Hepsi siyasette yapılan yanlış tercihinlerin sonucudur…

“128 milyar nerede?” diye sormak bence pek ufuk açmıyor. Bu millet ayakkabı kutularından çıkan dolarları, bakan çocuklarının evlerindeki adam boyu para kasalarını, bir türlü sıfırlanmayan paraları gördü ve duydu da ne oldu? Bazı aklı başında köşe yazarları da soruyor: “Kimlere verdiniz 128 milyar doları, açıklayın” diye. Ne fark eder, halka dağıtılmadı herhalde, herhangi paralı birkaç yandaş nasiplendi her zamanki gibi. Konu kimin aldığı değil bence, neden ve nasıl alabildiği. Tamam paranın bir kısmı bu iktidarın oluşturduğu güvensizlik ortamında yabancılar tarafından memleketlerine geri döndü. Ama büyük çoğunluğu faizi düşürmek amacı ile el altından bozduruldu. Niye? Çünkü Siyasal İslam faize karşı! Sen hem neo-liberal politikaları benimseyip kapitalizmin kucağına oturacaksın hem de faize karşı olacaksın. Buna gerçeklikten kopuş diyorlar. Gerçeği algılayamazsan hem paran gider hem faiz yükselir hem de enflasyon tavan yapar. Buna kısaca yönetememek diyoruz. Ülkemizde aşı sıkıntısı varken Libya’ya 150 bin doz aşı göndermeyi yoksul halklara ve insanlığa yardım olarak mı görüyorsunuz? Yoksa yine peşinden gidilen bir Akdeniz hayalinin Kuzey Afrika’daki uzantısı mı? Sağlık Bakanının Bilim Kurulu toplantısı ardından “vakaların artmasından 84 milyon olarak hepimiz sorumluyuz” demesi doğru bir siyaset anlayışı mı? Aslında Sağlık Bakanı, “biz yöneticiler olarak sorumlu değiliz, esas sorumlu halk olarak sizsiniz; maske, mesafe ve hijyen kuralına uymadınız” demek istiyor. Gerçeklikten kopuş değil mi yine bu sözler? Bu konuda da “aşı nerede?” diye sormak yanlış. “Aşı niye yok!” demek gerekli. Aşının yokluğunun da yanlış tercihlerin sonucu olduğu, dolaysıyla da her fırsatta ülkenin yönetilemediğini vurgulamak lazım…