Kopernik bundan 500 yıl evvel uzayın efendisi olmadığımızı, başka gezegenlerinde bulunduğunu, dünyamızın sadece onlardan birisi olduğunu göstermişti. Darwin 175 yıl önce bu dünyanın da efendisi olmadığımızı en az iki milyon canlı türü olduğunu, dahası bugüne kadar yaşayan türlerin %99’nun soyunun tükendiğini anlatmış, bizlerde yaşayan türlerden biriyiz demişti. 100 sene evvel de Freud kendimizin de efendisi olmadığımızı, aklımızın ötesinde akıl dışılıklar olduğunu söyledi. Yani insan aslında rasyonel bir varlık değildi. Hayvanlar içgüdülerini takip ederek bizden daha rasyonel bir yaşam sürmekteydiler. Üşüyünce bir korunaklı alan ararlar, acıkınca yemek bulmaya çalışırlar, üreme zamanı çiftleşmeye koşarlar. Yani son 500 senede önce uzayı, sonra dünyamızı, daha sonra da kendimizi kaybettik, ama durmadık. Uzay çalışmalarımız son hız devam ediyor ve gelecekte bu dünyayı yaşanmaz kılacağımızı bildiğimizden uzayda yaşanacak başka gezegenler arıyoruz. Kimimiz hala bu dünyanın en akıllı canlıları olduğumuzdan olsa gerek yeryüzünün efendisi olduğumuza hala inanıyor ve her şeyin insana göre yaratıldığını düşünüyor. Büyük çoğunluğumuzda insanın rasyonel bir canlı olduğuna, tüm kararlarımızı akıl ve mantık çerçevesi dahilinde aldığımızı savunuyor…
Bu nedenle ”akıllı insan” anlamına gelen “Homo Sapiens” diye bir ad dahi takmışız kendimize. Her ne kadar insan, neokorteksimize atıfla akıl ve mantıkla hareket eden bir varlık olarak tanımlansa da duygular, önyargılar, alışkanlıklar ve toplumsal değerler çoğu zaman kararlarımızı şekillendirir. Yani aslında pek de rasyonel canlılar sayılmayız. İnsan beyni hızlı karar vermek üzere evrimleşmiştir. Bu da hataya açık mekanizmalar üretir. Hayatta kalma yönelik refleksimiz tehlikeyi abartma şeklinde açığa çıkabilir. Tehlike algılandığında duygusal beynimizdeki “amigdala” mantıktan önce devreye girer. Ayrıca stres altında korteksin işlevi baskılanır. Yine saçma bir şekilde genellikle inandığımız şeyi destekleyen bilgiyi seçmeye yöneliriz, pek düşünmeyiz. İrrasyonel davranışların çoğu ödül beklentisi ile ilgilidir; kumar, sosyal medya bağımlılığı, aşırı risk alma hep dopamin bağımlılığımızdan kaynaklanır. Aşırı özgüven ile kendi bilgimizi ve yeteneğimizi abartma eğilimi gösteririz. Duygularımız çoğu zaman aklımızı bastırır, öfke ile orantısız tepkiler vermeye çok açığız. Gerçek dışı beklentilerle umut etme de üzerimize yoktur. Spinoza’ya göre insan, nedenini bilmediği duyguların kölesidir. Hatta kitle içinde daha da irrasyonel olur, adına “sürü psikolojisi” deriz. Mitleri, ideolojileri ve dogmaları biz yaratmadık mı? Otoriteye kör itaat şanımızdan değil mi? Platon; “akıl, arzu ve öfke arasında sürekli çatışma vardır” demiş. Hume, “akıl, tutkuların kölesidir”, Nietzsche “insan rasyonel değil, anlam yaratmaya çalışan bir varlıktır”, buyurmuş. Freud ise “bilinçdışı, davranışların büyük kısmını belirler” diye noktayı koymuş. Velhasıl “Homo Sapiens” olarak anılmak biraz yanlış olmuyor mu?..