Din olgusu günümüzde toplumları şekillendiren ve geleceklerini belirleyici rol oynamayı sürdüren bir etmendir. Bu durum sadece ülkemizde değil, modernizm ve pozitivizm sonrası gerileyen din unsuru postmodernizm döneminde tekrar etkin bir hal almış ve dünyanın diğer yörelerinde de gelişmişlik kertesine bağlı olarak etkin olmaya devam etmektedir. Din, insan temelli bir fenomen olduğundan tarih boyunca çok çeşitlilik arz etmiş ve dünya tarihi adeta bir dinler mezarlığına dönmüştür. Bugün bile halen yaşayan farklı inanışlar ve diğer mezheplerle birlikte dünyada tam 4.300 adet din olduğu kabul edilmektedir. Tüm insani kurumlarda olduğu gibi dininin de kültürel bir evrimi olduğundan toplumsal kültürel yapının gelişimine bağlı olarak o da değişim göstermiştir. Bu evrim, toplumsal örgütlenme biçimine bağlı olarak, insan deneyiminin ve soyutlama yeteneğinin gelişimine koşut bir biçimde “animist” (Animizm: Doğal olaylar, hayvanlar ya da doğada var olan başka nesnelere ruhsal bir anlam yakıştırarak bunlara tapınma temeline dayanan din anlayışı), “totemist” (Totemizm: İnsan ile hayvan ve bitki gibi doğal nesneler arasında bir akrabalık ilişkisi ya da gizemli bir bağ bulunduğu inancına dayanan düşünce ve davranış sistemi), “fetişist” (Fetiş doğaüstü veya büyüsel gücü olduğuna inanılan tapınma nesnesidir), “atalar kültü” (Tarım devrimi ile yerleşik düzene geçince ataları evin altına gömme ve kafa kemiklerini evde saklama) anlayışlarından “çok tanrıcılığa” ve nihayet “tek tanrıcılığa” doğru uzanmış ve toplumsal kültürel evrim bitmediği için de henüz sonlanmamıştır…
Dinlerin günümüz toplumlarında işlevi görece olarak azalsa da etkisi hâlâ devam etmektedir. Artık siyasetin meşrutiyetini dinden değil seçim sandığından almasına karşın, az gelişmiş ülkelerde daha fazla olmak üzere, iktidarlar dinsel söylemlerle halkı manipüle etmeyi sürdürmektedir. Bu konuda dinlerin uysallaştırma, itaat ettirme, kabullendirme gibi işlevlerini de göz önünde bulundurmak gerekir. Siyasiler dinin bu işlevine sıkı sıkıya sarılmışlardır. Bu davranıştan vazgeçmemelerinin en büyük nedeni, gelir eşitsizliği ve adaletsizliği sorununu bir türlü çözemeyişlerindendir. Sorun çözülmeyince dinler doğal olarak sorunu örtmek için bir araç, bazen de Marx’ın ifade ettiği gibi, halkın acılarını dindiren bir afyon olarak kullanılmaktadır. Toplumsal eşitsizliklerin azaltıldığı oranda dinlerin etkisinin de azalacağını söylemek mümkündür. Ancak bilim, doğanın işleyişi konusunda sınanabilir yanıtlar sunsa da anlam sorunlarına yanıt veremediği için, bu alandaki boşluk dinler ve dinsel düşünce tarafından doldurulmak istenmesi son derece doğal bir süreçtir. Ayrıca insanı insan yapan neokorteksin geleceği kurgulayan evrimsel yapısı bir aşkın güç arayışından asla vazgeçmeyecektir. Dinden tatmin olamayanlar ise felsefeye ve sanata daha fazla yönelmektedirler…
Not. Bu yazıda 221 ve 225 sayılı Bilim ve Gelecek Dergisinden yararlanılmıştır.