““Tanrım, beni yavaşlat...
Aklımı sakinleştirerek, kalbimi dinlendir.
Zamanın sonsuzluğunu göstererek, bu telaşlı hızımı dengele.
Günün karmaşası içinde, bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver. Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür...
Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol.
Anlık güzellikleri yaşayabilme sanatını öğret.
Bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kedi okşayabilmek için durmayı, güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, hülyalara dalabilmeyi öğret.
Her gün bana kaplumbağa ve tavşan masalını hatırlat.
Hatırlat ki, yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı artırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim.
Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla. Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması, yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır.
Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et.
Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlam olarak yükseleyim.
Ve hepsinden önemlisi...
Tanrım, bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret, değiştiremeyeceğim şeyleri kabullenmek için sabır, ikisi arasındaki farkı bilmek için akıl ve beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak dostlar ver!
Hitit duası M.Ö 2000”
Yeni yıla günler kaldı, nasıl olacak acaba 2026? 2025’den daha güzel mi? Daha da berbat mı? Umutlarımızın beklentilerimizin ne kadarı hayata geçecek? Bilemeyiz ki; kendi adıma ben çok da iyi günlerin bizleri beklediğini düşünmüyorum, nedenleri uzunca, bir de iç sesime güvenirim oldum olası. Bana, beklentilere girme, hayal kırıklığının yıkımı büyük olur diyor.
Karamsar bir yazı oldu farkındayım ama işte beni benim gibi düşünen çok sayıda insanı, bu hale getirenler utansın. Ülkenin genel durumu malum, hayvan haklarıyla ilgili yaşananları ise hiç ama hiç dillendirmek istemiyorum. Zaten takip edenlerin, duyarlı yüreklerin gözleri önünde yaşanıyor her şey.
Ama biz can savunucuların o masumlara bir sözü var. “Sizden, yaşam haklarınızdan asla vazgeçmeyeceğiz” diye. Her şeye, tüm olmazlara karşın onlar için bu yıl da yine yeniden mücadelemize devam edeceğiz. Kim bilir belki bu kez iç sesim yanılır ve beni utandırır, ömrümüz sağ olursa yaşayıp göreceğiz.””
Bu makaleyi 2026 yılına girerken yazmıştım, elbette fark etmişsinizdir. İçimden paylaşmak gelmemişti, çok iç daraltıcı gibi gelmişti, farklı bir yazıyla değiştirdim. Bilgisayarımın masa üstü çok dolmuş, tanzim ederken tesadüfen gördüm; acıyla fark ettim, “kehanetim çıktı yine” dedim. Evet bu hafta Büyükşehir Belediyemizin Doğal Yaşam Merkezinden bir fotoğraf karesi servis edildi sosyal medyada; parçalanmış bir gariban köpek. Elbette üzerine bir sürü yorum yapıldı, STK'lar , siyasi parti örgütleri basın açıklamaları yaptı. Büyükşehir Belediyemiz de yaşananların çok üzücü olduğunu ve hemen sorumluları bulmak adına soruşturma açtıklarını açıkladı.
İçimiz acıdı, yandı. Olmamalıydı, yaşanmamalıydı o can yakıcı olay. Umarım son olur, hızlı ve yoğun toplamalara ara verilir, tesis tam anlamıyla bitmeden, hiçbir baskıya boyun eğmeksizin o masumlar gerçek doğal yaşam alanlarından koparılmaz.