Eskişehir’de son günlerde belediye meclislerinde yaşanan bazı tartışmalar, siyasette “ilke” ve “ideoloji” kavramlarının ne kadar hızlı yer değiştirebildiğini bir kez daha gösterdi.
Önce Odunpazarı Belediyesinden başlayalım.
Belediye, yeni bir hizmet binası yapmak istiyor. Ancak bu binayı doğrudan belediye bütçesinden harcama yaparak değil, kasasından para çıkmadan gerçekleştirmeyi planlıyor. Bunun için de Türkiye’de uzun yıllardır uygulanan “yap-işlet-devret” modelini tercih ediyor.
Konu Odunpazarı Belediye Meclisine geliyor.
Mecliste beklenenin aksine ilginç bir tablo ortaya çıkıyor.
***
AK Parti grubu bu yönteme karşı çıkıyor.
CHP grubu ise hizmet binasının yap-işlet-devret modeliyle yapılması yönünde oy kullanıyor.
***
Buraya kadar okuyan biri için durum biraz şaşırtıcı olabilir. Çünkü Türkiye siyasetinde yıllardır alışılmış bir tablo vardır:
***
CHP, merkezi iktidarın sıkça başvurduğu yap-işlet-devret modelini eleştirir;
AK Parti ise bu modeli savunur ve uygular.
***
Ama Eskişehir’de roller adeta değişmiş durumda.
***
Benzer bir tablo Büyükşehir Belediye Meclisinde de yaşanıyor.
Bu kez konu Yenikent Mahallesi’ne yapılması planlanan bir sosyal tesis.
***
Mahalle sakinlerinin talebi doğrultusunda mevcut taşınmazın sosyal tesise dönüşmesi için belediye yine yap-işlet-devret modelini düşünüyor.
***
Mecliste söz alan AK Parti grubu bu modele karşı çıkıyor.
Sordukları soru şu:
***
“Belediye bu sosyal tesisi neden kendi imkânlarıyla yapmıyor?”
Yani tablo yine aynı:
***
Düne kadar yap-işlet-devret modelini eleştiren CHP, bugün bu yöntemi tercih ediyor.
Düne kadar aynı modeli sık sık uygulayan AK Parti ise bu kez karşı çıkan taraf oluyor.
Hal böyle olunca insanın aklına şu soru geliyor:
***
Siyasette gerçekten ideolojiler mi konuşuyor, yoksa bulunulan pozisyona göre mi fikirler değişiyor?
***
Eskişehir’deki son meclis tartışmalarına bakınca görünen o ki, siyasetin klasik ezberleri burada biraz tersine dönmüş durumda.
Bir başka ifadeyle…
Eskişehir’de siyaset adeta ters yüz olmuş.
***
Dün yöntemi eleştirenler bugün aynı yönteme sarılıyor, dün yöntemi savunanlar bugün aynı yönteme karşı çıkıp eleştiriyor.
Ne harika değil mi?


YAZILIM ÜSSÜ ORTAK HEDEFİ NE ALEMDE ACABA?
Yıl 2005, aylardan Şubat...
Eskişehir Valiliği, Bilişim Derneği ve KOSGEB iş birliği ile Eskişehir'de “Yazılım Üssü” projesi çalışmaları başlıyor.
Haziran ayı geldiğinde, yazılım konusunda önemli çalışmaları bulunan İsrail'in Ankara Büyükelçiliği'nde bir toplantı yapılıyor.
Ağustos ayı geldiğinde, restore edilmiş bir binada “Eskişehir Genç Girişimciler Eğitim Merkezi” oluşturuluyor. Ardından Dünya Bankası uzmanları Eskişehir’e geliyor, proje hakkında bilgi alıyor, maddi destek sözü veriliyor.
2007 yılı geldiğinde bir yandan proje kapsamında çalışmalar sürerken bir yandan da 500 dönüm arazi üzerinde yeni bina yapılması kararı alınıyor. KOBİ'ler ve Bilişim Zirvesi yapılıyor.
2008 yılının Mart ayında lise öğrencilerine yazılım ve donanım kursları veriliyor. Yine bu yıl Yazılım Üssü’nün de içinde olacağı bir “Bilişim Vadisi” kurulmasına karar veriliyor.
Arada ne oluyorsa, kim çomak sokuyorsa, çalışmalar neden tıkanıyorsa bilemiyoruz...
Ancak:
2009 yılına gelindiğinde ise dönemin valisi Mehmet Kılıçlar, Eskişehir Yazılım Üssü’nden o tarihe kadar somut bir netice alınamadığı gerekçesiyle vazgeçildiğini açıklayarak “Proje iflas etmiştir” diyor.
Sanayi Bakanlığı yetkilileri yeni bir Teknoloji Geliştirme Merkezine gerek olmadığını, zaten o tarihe kadar 200 bin dolar harcandığını, zararın neresinden dönülürse kârdır anlayışı ile Yazılım Üssü Projesi’nden vazgeçildiğini duyuruyor.
Sonuç olarak:
Eskişehir'de “Yazılım Üssü” olarak başlayan, “Bilişim Vadisi” olarak genişletilmek istenen projeye son verilerek, yerine AB projeleri hazırlanması için “Eğitim ve Geliştirme Merkezi” diye bir merkeze dönüştürülüyor.
Sonra bu merkezden de haber alınamıyor!
Geçtiğimiz yıl, tam da bu günlerde, Anadolu Üniversitesi'nde Yapay Zekâ ile ilgili bir toplantı yapılmıştı.
Vali Hüseyin Aksoy, milletvekilleri Fatih Dönmez ve Utku Çakırözer ile üç üniversite rektörü ve öğretim üyelerinin de katıldığı seminerde, üniversitelerin yapay zekâ yetkinliği ve kapasitesi değerlendirilmiş, bunun ardından da Eskişehir'de potansiyelin bir hayli yüksek olduğu ifade edilerek, Eskişehir'in Yazılım Üssü olması ortak hedef olarak belirlenmişti.
Ne yalan söyleyelim, bu çalışmadan da bir yıldır haber alamadık...
Belirlenen ortak hedef adına herhangi bir girişimde bulunuldu mu?
Yoksa...
Ortak hedef belirleyip herkes evlerine mi dağıldı bilemiyoruz.
Umarız bu ortak hedefin de akıbeti, yukarıda anlattığımız 21 yıl önceki “Yazılım Üssü-Bilişim Vadisi” fiyaskosuna doğru yola çıkmamıştır...

DAHA İLK MADDEDE ÇUVALLAMIŞSAK!
Ülkenin ve toplumun bir arada ve huzurlu, aynı zamanda uyumlu kalabilmesinin en önemli koşulu güvendir.
O nedenle ülkede bir an önce ne yapılıp edilip, güvenin sağlanması gerekiyor.
***
Peki güven nasıl sağlanır bir ülkede?
Bunun üç tane olmazsa olmaz koşulu var.
***
Birincisi HUKUK
İkincisi ETİK
Üçüncüsü de LİYAKAT.
***
HUKUK’TAN başlayacak olursak…
***
Devletin yaptırdığı araştırmada bile halkın yargıya, yani hukuka olan güven yüzde 38 çıkıyor.
Halkın yüzde 62’si ülkede hukuka güvenmiyor…
Fıkrayı bilirsiniz…
***
II. Mahmut Selimiye Kışlası’nı denetlemeye gider. Kışladan içeri girer. Her zaman olması gereken ve padişahı selamlamak için atılan 9 pare top atışı olmamıştır. Tabii padişah buna çok kızar ve kışlanın bütün paşalarını toplayarak hesap sorar. Paşalar da sorumlu olarak topçu çavuşunu çağırırlar. Padişah topçu çavuşuna sorar:
“Neden top atışı yapılmadı?”
***
Çavuş cevap verir:
“Efendim tam 18 tane sebebi var.”
Padişah:
“Say bakalım.”
***
Çavuş:
“1- Barut yok.”
***
Padişah hemen araya girer:
“Tamam gerisini sayma.”
Sonuç olarak…
***
Biz daha “Güven” oluşturmak için gerekli üç kriterin ilk maddesi olan HUKUKTA bildiğiniz çuvallamışız.
Diğer iki kriter zaten Allah’a emanet…