Tekstil makinelerinin sergilendiği fuarda dolaşırken makine üreticilerine, “Bir önceki fuara göre müşteri ihtiyaçları hangi alanlara odaklanıyor?” sorusunu yönelttim. Beklemediğim bir alanda odaklanma olduğunu öğrendim: Müşteri, iplikten kumaşa, kumaş renginden diğer özelliklerindeki eksikliklere kadar istatistik, olasılık ve analitik işlevleriyle çözüm üretebilen makineler istiyor. Başta iş gücü olmak üzere girdileri azaltan, çıktıyı artıran ve rekabet gücü yaratan makineler bekliyor.

Piyasanın haklı-haksız rekabetiyle sürekli yüzleşen üreticinin talebi kısa dönemde haklı olabilir; ama özellikle çalışan insanı üretim dışına itme eğiliminin güçlenmesi, teknolojinin insanın yerini almasının bir sınırı olmamalı mı? Bu konularda uluslararası bir uzlaşma gerekmez mi?

Bakınız, herkes doğurganlık oranının düşmesi, nüfusun kendini yenileyememesi ve yaşlı nüfusun artması gibi sorunların artış hızı karşısında ürperiyor.

Görünen köy

Anadolu insanının güzel bir özlü sözü var: “Görünen köy kılavuz istemez!”

Canlı dünyasında canı, aklı, nesli, malı ve kültürü koruma temel içgüdülerini altüst eden gelişmeler karşısında sessiz kalamayız.

ABD Ulusal Bilimler Akademisi (NAS) üyeliğine seçilen yurttaşımız Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil’in uyarısı hepimizi harekete geçirmeli: “Açlığa karşı güçlü mekanizmalarımız var, ama bolluğa karşı aynı ölçüde güçlü savunmalarımız yok. Modern yaşamda sürekli erişilebilir yüksek kalorili gıda, hareketsizlik ve stres gibi faktörler bu sistemi zorluyor. Yani altyapımızda çok güçlü olarak tesis edilmiş, kıtlık ve doğal tehdit koşullarında neslin devamını desteklemiş mekanizmalar bugün karşımıza zafiyet noktaları olarak çıkıyor.”

Tekstil makineleri fuarında müşteri taleplerini besleyen eğilim, gerekli ve gereksiz bolluk yaratma yarışının sonucu. Yarattığımız bolluk, insanın birikim yeteneğini koruyarak uzun dönemli geleceğini güven altına alma amacından sapıyor; doğayı aşırı istismar etmemize yol açıyor.

Kontrolsüz bolluk

Sonuç çok açık: Bolluğa karşı bireyin savunma mekanizmaları olmayabilir; o zaman toplum ne için vardır? Toplum olmak, hiç bilmediğimiz, görmediğimiz ve görme olasılığımız olmayan insanlar için “en iyiyi üretme” aşamasıdır. Plansız ve kontrolsüz bolluğun insan için bir “anlamı” olabilir mi?

Yanlış gidişat karşısında sessiz kalmak, yanlışa ortak olmaktır.

Birlikte sorgulama ve toplumsal gücü harekete geçirme zamanıdır; geç kalmak, tamiri imkânsız hatalara yol açabilir.

Ne dersiniz sevgili okuyucu? Elimizden geleni arkamızda bırakmama zamanında değil miyiz?