Sakarya gazetesi okurlarıyla İsmet Paşa’nın uyarısını birkaç kez paylaştım. İran, ABD ve İsrail arasındaki savaşın arka planındaki gerçeklikleri anladıkça Paşa’nın uyarısını tekrarlama ihtiyacını duyuyorum.

Askerler 1960’ta yönetime el koymuş, mahkemeler Celal Bayar, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idamına karar vermişti. Menderes, Zorlu ve Polatkan idam edilmiş, Bayar’ın idamı onaylanmamış, cezaevine gönderilmişti.

Ankara’da Milli Gençlik Teşkilatı Ankara Temsilcisi Cafer Gümüş, Ankara Üniversitesi Talebe Birliği’nden Hüseyin Günday ve Yücel Akıncı önderliğinde öğrenciler İsmet Paşa’ya gitmiş, Bayar’ın niçin idam edilmediğini sormuş, cevabını da almışlardı.

Tamiri imkânsız hatalar

İsmet Paşa, İttihat Terakki ateşinde pişmiş, Kurtuluş Savaşı örsünde dövülmüş olmanın yarattığı engin deneyimiyle gençlere tarihi bir ders vermişti: “Siyasette haklı ve haksız yoktur; güçlü ve güçsüz vardır. Güçlü olanlar haklı gibi gözükebilir, ama güçlü olan kendilerine ilke, kural ve yasalarla bir sınır çizmezlerse kendi kuvveti içinde boğulur. Biz, siyasette en güçlü olduğumuz 1924’te Anayasayı gücümüzü sınırlamak için yürürlüğe koyduk. Unutmayalım ki siyasette bugün hain ilan ettikleriniz yarın kahraman olabilir. Siyasetin bu karakteri nedeniyle tamiri imkânsız hata yapmamak gerekir. İdam, tamir edilemez!”

Bir ham hayal, ama olsun. Diyorum ki Trump’ın önüne bu uyarıyı koysak, alıcı bir ruhla okur, ders alabilir miydi? Asla şaşırtmayan içine yolculuk yaparak şu soruları sorsa:
İdeolojik ve aşırı basitleştirilmiş anlatımlardan türetilen ahlaki değişmezlerin tutsağı mıyım?
Uygarlıkların bugüne kadar oluşturduğu uluslararası ilke, kural ve yasalara uyuyor muyum?
“ABD’de ekonomik tıkanma olursa, hemen Ortadoğu’da bir yerde savaş çıkarır; ekonomideki krizi aşarız” diye defalarca yazılmış ve belgelenmiş Batı önyargısının tuzaklarına düşüyor muyum?
Roma İmparatorluğu’ndan Cengiz İmparatorluğu’na, Güneşin batmadığı İngiliz İmparatorluğu’ndan Osmanlı İmparatorluğu’na, Rus Çarları’ndan Aztek ve Maya İmparatorluklarına bütün büyük güçlerin yükselişini ve çöküşünü yazan yurttaşım Paul Kennedy’nin öngörüleri doğru ise, ABD’nin çöküşünden sonra tarih benim için ne yazar?
Günahsız çocukların, savaş kararlarıyla ilgisi olmayan sivillerin açlık, yokluk, baskı ve işkencelerle çektiği sıkıntılar karşısında kendimi inandırmak için üretilen gerekçeler ne kadar doğru?

Soruları daha da artırabiliriz, ama bu kadarı yeter… Acaba, kimsenin olmadığı ve sadece kendi iç dünyasına hesap verdiği bir an “tamiri imkânsız hata yapıyorum” der miydi?

Hayaller ölse de
Sadece Trump’la sınırlı kalmadan, ülkeleri yöneten, tek adam olma, gücü sınırsız kullanma eğiliminde olanların da İsmet Paşa’nın uyarısını değerlendirse diye hayal ediyorum.

Hayal ederken kulaklarımda ünlü İranlı kadın şair Furuğ’un dizesi çınlıyor: “Bütün hayaller kendi saflıklarının doruklarından düşerek ölür!”

Güzel hayallerin ölmediği dünyayı biz göremeyeceğiz ama, insanlık görebilecek mi, bilemiyorum…