Yerinde rahat uyu sevgili İlber Hocam. İnsanlarımız seni kesintisiz anacak, arayacak, özleyecek, uyarılarına kulak verecek, yönünü belirlemede rehber edinecek. Bir fani için bundan daha güzel, daha yararlı, daha kalıcı ne olabilir ki?
Türkiye Milli Talebe Federasyonu(TMTF) ve Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) yönetim kurulu üyelikleri nedeniyle Ankara ve İstanbul’ da eli kalem tutan ve topluma anlatacak sözleri olanlarla aynı mahallerde bulundum. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden tanıdıklarımın anlattıkları İlber Ortaylı zihnimde iz bırakmıştı. Daha sonra Tamer Müftüoğlu ile Anadolu’da küçük ve orta ölçek işyerlerini izleme serüvenimizin yol sohbetlerinin bir yerinde mutlaka bir İlber Ortaylı hikayesiyle zenginleşti.
İlber Ortaylı’nın kitaplarını ve makalelerini okurken, daha sonraki dönemde görsel medya söyleşilerini izlerken elimdeki defterlere not etme disiplinini hiç bozmadım. Değişik nedenlerle aynı mekanlarda birlikte olduğumuz zamanlar da oldu.
İlber Ortaylı hakkında çok şey anlatılacak, çok yazılacak; sağlığında toplumsal hafızanın oluşmasına yaptığı katkılar çoğalacaktır.
Ortaylı’nın sadık bir dinleyicisi ve özenli bir okuyucu olarak, zihnimde iz bırakan özelliklerinden birkaçını paylaşacağım.
Benim öznel değerlendirmelerime göre Ortaylı “ilkeler kalelerimizdir” özdeyişinin anlattığı insandı. Yaşamını, zihninin derinliklerine perçinlenmiş ilke ve kurallar yönlendiriyordu. İlkeli duruşu nedeniyle çelişkileri azdı; özü, sözü ve davranışındaki bütünlük “güvenilir insan” olmasının ardındaki gücüydü.
Keskin kılıç kullanmazdı
Bir başka özelliği, “kaleler sadece savunmak için yapılmaz, kaçmak için de yapılır” diyen halkların akıl birikiminin anlattığı yolu izlemesiydi. Blilim insanı, aydın ve eylemciydi. Anlattıklarında iddiası vardı; ama üsten bakışı, küçümseyen tavrı, mükemmellik vurgusu, yanılmazlık saplantısı yoktu. Söylediklerini sonuna kadar savunan, ikna edici gerekçe üretenler karşısında geri adım atmasını da bilendi. “Keskin kılıç kullananlar yanlış hamleden sakınmalıdır; kendilerini kesebilir” uyarısını içselleştirenlerdendi.
Çalışkanlığı, kuramsal çerçevelerle ilgili engin bilgisi, model ve metot kullanma özeni , analitik gücü, bitmek bilmeyen enerjisiyle Şeytan’ın saklandığı ayrıntıları hafızasında tutarak, yeri geldiğinde orta yere dökme becerisi onu “dokunulmazlık zırhıyla” sarmalamıtı; “rasyonel otorite” olmanın en uçtaki örneğiydi. Entelektüel birikimi, doğru bildiğini her koşul altında söyleyebilen bir bilim insanı namusu “aklını hiçbir şeye emanet etmeyen zihni özgürlüğü” yarattığı özgüveni toplumun her kesiminden insana örnek oluşturdu. Sorgulama merakının bulgularını akıl süzgecinden geçirerek yansıtması ürettiği düşüncelerin özünü oluşturdu; o nedenle geniş kitlelerde karşılık buldu.
İlkeli tutumu, “aşırı ve noksan değerlendirme” yapmasını önlerdi. Bir tarihçinin belge-bilgi odaklı çalışması gerektiğini, çapraz sorgulamanın gerçekliğin izini sürmedeki önemini çoğumuz onun çabalarından öğrendik.
Sahanın öğretici izini sürdü
Coğrafyanın gücü, sahanının dili ve gidip görmenin öğreticiliği şaşmaz yöntemlerinden bir başkasıydı. Masa başı çalışmaların kolaycılığına sığınanları sevmez, saha teri dökmenin üretkenliğine inanırdı. Sığlığa ve kolaycılığa sığınanları keskin bir dille eleştirirdi. Sığlık, tembellik ve cahillikle yüzleştiğinde tepkisi sert olurdu. İyi niyetli cehaletle, art niyetli ihanetin aynı kapıya çıktığını, ikisinin de toplumların olgunlaşmasına engellediğini kesintisiz bir sabırlı anlattı ve yazdı.
Cahillikten beslenen “kasaba kültürü tuzaklarını” anlatmanın öncüsüydü; bu kavramı bir kısım insanları aşağılamak için değil, sosyolojik bir aşama olarak gördüğü için analizlerinin odağına yerleştirdi.
Akademi dünyasında uluslararası elekler üzerinde kalan çalışmalar yaptığı gibi, ikincil sözel kültür aşamasında, çağın iletişim araçlarının öne çıkardığı “popüler tarih anlatımının pozitif değer üretmesine” de katkı yaptı. Birçoklarının yaptığı gibi popüler tarih anlatımını kendi görünürlüğünü artırmak için değil, halkın dünü anlaması, bugünü değerlendirmesi ve geleceği sağlam zeminler üzerinde inşa etmesi için değerlendirdi. Bütün çabası, kuru ve hamaset soslu tarih anlatımını kısır döngüsünden kurtarmak için renklendirmeye, çiçeklendirmeye, zenginleştirmeye ve tarih bilincini yükseltme odakladı.
İlber Hoca, yaranmak için yamulanlardan olmadı. Tarihsel gerçekleri çarpıtan, yarar sağlamak için uç noktalarda militanlık yapanları ağır sözcüklerle eleştirdi; hadlerini bildirdi. Bir aydın olarak, belgeye-bilgiye dayanmayan, aşarı basitleştirmiş tarihsel anlatımlardan türetilen ahlaki değişmezleri kırmak için elinden geleni ardına koymadı.
Sırça köşke sığınmadı
Büyük zekasını, olağanüstü hafızasını, arşivlerin tozlarında bitmek bilmez çalışkanlığıyla değerlendirdi. Kibir ve üstünlük inancına kendini kaptırmadı; mütevazılığını korudu; halk insanı olma özelliğini hiç yitirmeden ömrünü tamamladı.
Hiçbir zaman sırça köşke sığınmadı; mezarlıklarda, müzelerde, kalelerin borçlarında, su kemerlerinde, saraylarda, kitaplıklarda, minyatürler arasında, üniversite anfilerinde, konferansların çeşitliğinde, tarihin yaşandığı dönemin koşullarının izini sürdü; yaşanan zamanın ruhunu anlayarak tarih yazmanın değerinin artmasına katkı yaptı.
İkinci Dünya Savaşının bütün sıkıntılarını yaşayan bizim kuşaktandı, savaş sonrasında kurulan dünya düzeninin de dikkatli bir gözlemcisi ve yorumcusuydu.
Umuyorum ki, İlber Ortaylı’nın birikimine katkı yaptığı toplum hafızamızı ileriye taşıyacak insanlarımız çoğalacaktır. O zaman, İlber Hoca’ nın ruhu ektiği tohumların ürüne dönüştüğünü gördükçe şad olacaktır. Yerinde rahat uyu sevgili İlber Hocam. İnsanlarımız seni kesintisiz anacak, arayacak, özleyecek, uyarılarına kulak verecek, yönünü belirlemede rehber edinecek. Bir fani için bundan daha güzel, daha yararlı, daha kalıcı ne olabilir ki?