Cuma ve Cumartesi günü Denizli’de ev testili üreticilerinin yaşadıkları sorunları dinledim Büyük çoğunluk diyor ki, “ Sorunumuzun en büyüğü bugün yaşananların ne zaman dengeye geleceğini, normalleşmeye dönüşü kimse tahmin edemiyor. İş yerlerimizde teknik ve sosyal kapasitelerimizi zorlayarak ayakta durabileceğimiz potansiyelleri zorlamamız için zihnimizde bir zamanlama hedefi olması gerek. Ekonomide sorumlulukları olan net bir hedef gösterebilse, bizler de kendi olanak ve kısıtlarımızı, dışarda oluşan fırsat ve tehditleri dengeleyerek önlemler alabiliriz. Kısa, orta ve uzun dönemde ne olabileceğine ilişkin inandırıcı bir gelişme yok, bu durum potansiyellerimizi değerlendirme yerine israflı yollara sapılmayı güçlendiriyor. Bir an önce yeni, ama güçlü bir biçimde inandırıcı hedefler konmalı, gerekli araçlar geliştirilmeli ki krizin yarattığı üretim kapasitesindeki gerileme sürecini ters çeviren gelişmeler olabilsin!”

Bulunduğumuz eşik tehlikeli

Tartışmalarda bir husus daha önemliydi. Biz yaptığımız değerlendirmelerde “Güç içerde yaratılar. Önce kendi bünyemizde potansiyelleri verimli değerlendirmesini becermeliyiz ki, eğilimlerin yaratacağı fırsatları etkin biçimde değerlendirelim” diyoruz. İşyerlerinin sahip ve profesyonel yönetcilerinin “içe bakması” gerektiğini söylüyoruz.. Bu tezimizi iyi bilen üreticiler inandırıcı gerekçelerle şu tezi ileri sürüyor: “ Biz küresel anlamda oluşan ve belirsizlikleri artıran etkenlerin farkındayız. Bu sefer yaşadıklarımız farklı. Krizin derinleşmesinde içerde alınan kararların etkileri oldu. Şimdi etkiler daha derinleşti. Dışarda olup bitenler de dolaylı olarak içteki krizi derinleştiriyor. Yapılacak iş, ekonominin bütün aktörlerini kapsayan ortak kararlar alarak zaman hedefli olarak uygulamaya geçilmesidir. Eğer bu kapsayıcı çözümler ivedilikle devreye sokulmazsa şirket kapanmaları hızlanacak. Üretim kapasitesinde gerilemeler olacak ve ülkemiz bugünkü konumunu yitirerek daha gerilere düşevek…Birlikte çözüm üretme konusu ciddiye alınmalıdır”

Dünyanın en tehlikeli işi, işin ayrıntısını sorgulamadan, akıl süzgecinden geçirmeden ve sorunlarla yüzleşmeden “savunmaya” geçmektir. Ne siyasi irade, ne bürokrasi, ne iş dünyası mensupları, ne bizim gibi medyada bu konularda söz söyleyenler bir ortak çözüme katkı yapmazsa,savunmayla gerçek perdelenemiyor ve ülke insanı adına büyük bir vebalinin altında giriliyor.
Çok kritik bir eşikte olduğumuzu kabul etmeliyiz. Bu eşikte geleceğe yönelik bir umut ve umudu güvene dönüştürecek eylemler ivedilikle yürürlüğe konmazsa ülkemiz ve insanımız adına yanlış bir iş yapılmış oluruz.

Anlatıyoruz, ama sonuç yok

Üreticilere, “ Korku ya da başka kaygılarla yetkililere sorunlarımızı net olarak aktarıyor muyuz?” sorusunu yöneltiyorum. Geçmişe göre bugünlerde yüksek sesle ve net olarak şu ifadeler kullanılıyor: “Ulaştığımız bütün yetkililere durumu çok net olarak anlatıyoruz. Ama, hepimizi ve ülke ekonomisini düze çıkaracak önlemler alınmasında bizi rahatlatacak sonuçlar çıkmıyor!”
Bir gözlemci olarak “birbirimizi anlama” konusunda darboğaz oluştuğunu düşünüyor; bunun çok verimsiz sonuçlar yaratacağından endişe ediyorum. Bu endişemde “haksız” olduğumu düşünenler varsa “gerekçeli açıklamalarını” iletsinler de onu da oyucuyla paylaşalım Sorun, “ sen ve ben” sorunu değil, hepimizin “ortak geleceğiyle” ilgili.