Ne çok can kaybettik geçen yıl, vakitsiz yitip gittiler; bağrımız yanıyor. Umarım dilediğiniz biçimde geçirmişsinizdir yılbaşı gecesini. İnsan, hep bir ağızdan bağıra çağıra türküler söyleyerek girmek istiyor yeni yıla. Hani “nasıl girersen öyle devam eder” derler ya… Öyle olmamasını diliyorum. Bizim gibi tek zihniyetin hâkim olduğu, hukuksuz ülkelerde, yeni yılı hiç istemediği, hiç hak etmediği şekilde karşılayanlar oldu. Hem de sadece ülkesini ve insanını sevdiği, onların iyiliğini istemesinden dolayı cezalandırıldıkları için.

Bakın, hepimiz iyiliği için yeni yılını içeride, demir parmaklıklar ardında kutlayanlara, sevgili Ender Helvacıoğlu seneler önce “İnsanlığın Sözleri” adlı kitabında nasıl sesleniyor… Kaç kez yazdım anımsamıyorum ama tekrar hatırlayalım:

“İnsanlar gevezedir. İnsanlık ise çok nadir konuşur. Peki, insanlık nasıl konuşur? Tanrı gibi onun da elçileri vardır. Bu elçi bazen bir bilge, bazen bir filozof, bilimci veya sanatçı, bazen bir devlet adamı, bazen bir isyancı, bazen sıradan biri, hatta bir çocuk bile olabilir. İnsanlık ne zaman konuşur? Neden konuşmak gereksinimi hisseder? Bazıları der ki, insanın sustuğu noktada insanlık konuşur. Öyle değil, bu çok karamsar bir yorum. İnsanın konuşmak istediği ama konuşamadığı noktada, onun adına insanlık konuşur. İnsanlık, insanın dilinin ucuna geleni söyleyiverir. Yani insanlığın sözü tetikleyicidir; bozkırı tutuşturacak kıvılcım, insanın mücadelesinin koçbaşıdır. Büyük tarihsel dönüşümlerin, yani devrimlerin müjdecisidir insanlığın sözleri. Toplumun kıvama geldiğini, çözümün gündeme gelişinin ilk fark edilişidir. Bir nevi erken öten horozdur. Başı egemenler tarafından kesilir; ama herkesi uyandırmıştır bir kere…”

Yani içeride olanlar, yeni yılını sevdiklerinden, yakınlarından ırakta, onlardan mahrum kutlayanlar; belirli insanlardan öte, aslında insanlıktır…

Helvacıoğlu, yeni yıla girerken aslında “kral çıplak” diyen çocuğu; masallardan ve efsanelerden bilime ve akla geçişi öngören ilk felsefeci Thales’i; esamesi yokken atomu telaffuz eden Demokritos’u; yerleşik bağnaz kilise görüşünü devirip dünyayı dönüştüren Galileo, Kepler, Newton üçlüsünü; canlının evrimini somutlaştırıp nereden gelip nereye gittiğimizi ve diğer canlılardan bir farkımız olmadığını gösteren Charles Darwin’i; sınıf bilincini ve kapitalist ekonomiyi açıklayan Karl Marx’ı; radyoaktiviteyi keşfedip bilim için ölümü göze alan Madam Curie’yi; elektriği ve modern enerjiyi bizlere armağan eden Nikola Tesla’yı; atomu parçalayan Albert Einstein’ı; bilgisayar ve yapay zekâ teknolojisini borçlu olduğumuz, ancak değiştiremediğimiz önyargımız yüzünden genç yaşta yitirdiğimiz Alan Turing’i; emperyalizme karşı Anadolu ihtilalini yaratan ve bir ülke kuran Mustafa Kemal’i ve daha bu köşeye sığmayacak nice dönüştürücüleri isim vermeden bir paragrafta toplayıvermiş.

Yeni yılda insanlıktan hiç umut kesmeden, diğer insanlar için kendini feda etmiş olanları da saygı ve sevgiyle anıyor; yeni yılın yeni umutlara yol vermesini diliyorum…