Eski günleri özleyen ve devamlı eskilerden söz eden huysuz bir ihtiyar olarak anılmak istemem ama eski Türkiye ile yenisi arasında toplumda büyük farklar oluştuğunu söylemek zorundayım. Daha da eskileri yaşamış olanlara sorsak, onlar da kendi yaşadıkları eski günlerin daha iyi, daha yaşanır olduğunu söylerler miydi acaba? Yoksa genel olarak insan eskiyi mi özlüyor, yaşadığı çağdan hoşnut değil mi? Tam aksine, bazı insanların yaşadığımız bugünkü dijital çağdan çok hoşnut olduğunu, geçmiş yılları hiç özlemediğini açıkça söylediklerini biliyoruz. Örneğin cep telefonları ve sosyal medya yokken insanlar ne yapıyordu acaba diye merak edenlerin sayısı az değil. Doğal olarak bilim ve teknoloji gelişiyor, insan ilerleme kaydediyor ama bu neoliberal, kapitalist, yarışmacı sistemde bireyselleşme artıyor; empati yapma ve vicdan yoksunluğu açıkça ortaya çıkıyor. İnsanlar ilerliyor ama insanlık çöküyor…
Beynimdeki tüm bu eski-yeni çatışması nereden düştü gündeme derseniz; cumartesi gecesi seyrettiğim “Süper Kupa Finali” öncesinde, Türk futboluna yıllarca emek vermiş Galatasaraylı eski futbolcu Gökmen Özdenak için yapılan saygı duruşu sırasında karşı kulüp taraftarlarından yükselen yuhalama ve küfür sesleri sonucu, saygı duruşunun erken kesilmesi ve hemen İstiklal Marşı’nın çalınması karşısında utancımdan kahrolmamdır. Ha, bu durumun tersi olsa, vefat eden Fenerbahçeli bir sporcu olsa, aynı muamele karşı tribünlerden de görülürdü kuşkusuz. Yani renk ve takım ayrımı yapmaya gerek yok. Durum, sadece geldiğimiz noktayı anlatmaktadır. Ölenin arkasından yapılan saygı duruşları, rekabetten ve skor hırsından bağımsız olarak insani ve vicdani bir ortak “değeri” temsil eder. Bunca insani değerden yoksun kişiyi nasıl yetiştirdik? Bundan sonra vefat eden sporcu yakınları, ilgili federasyonlardan bu tür anmaların yapılmamasını isteyecekler. Öyle ya, gidenin arkasından onu saygıyla anmak yerine kendisine ve hatta merhume annesine küfredilmesi sıradan bir olaydır ülkemizde. İşte toplumun geldiği, getirildiği nokta bu. Nerede kaldı “ezeli rekabet, ebedi dostluk”? İnsanlık ölür de bu kadar da değil be kardeşim!..