Bu satırları okuyanların düşüncesi, inancı, birikimi, bakışı, beklentisi ne olursa olsun, önyargısıyla aklına gölge düşürmeden kendilerine sormalı: Burada yazılanlar doğru mu? Doğruysa ben kendi adıma ve kendi ölçeğimde gerekeni yapıyor, doğrunun yanında durduğumu kanıtlıyor muyum? Yazıyla paylaşılan düşünceler yanlışsa, o düşünceleri yazana iki satır eleştirimi bildiriyor muyum? Yazılanlar yanlışsa, oturup beş dakikamı harcayarak doğrusunun ne olduğunu söylüyor muyum?
Dilerseniz, sizi asla yanıltmayacak yolculuk olan kendinizi sorgulama yolunda ilerler, onlarca soruyla devam edebilirsiniz… İnanın bana, kendini ölçülü biçimde sorgulamış da zarar etmiş insan yoktur.
Mantık ve matematik araçları olan rakamlara dayalı verilerin önemini kavradığım günden bu yana, neredeyse yarım yüzyıldır kalkınmanın, refahı artırmanın temelinde “ düzgün kayıt, sağlıklı veri, tutarlı analiz, değerlendirmeye dayalı karar ve açık uygulama” yattığını durmaksızın, usanmaksızın yazıyorum… Yazıyorum, çünkü bir ülkenin gerçek “bekasının” sağlam bilgiden geçtiğin; cilalanmış sözlerden, cehaletimizi örtmek için kullandığımız kutsal şallardan geçmediğini de biliyorum.
Söyleyenlerin konumu önemli
Birol Aydemir’in saptamalarını geçen hafta da paylaştım. Bu hafta hem Aydemir’in söylediklerini tekrarlayacağım, hem de bir başka değerli insanımızın tanıklığına başvuracağım.
Ülkemizde “veri üretiminin” en etkin, en yetkin kurumu olması gereken TÜİK’in eski Başkanı Birol Aydemir, Karar Gazetesi’nde Taha Akyol’un sorusuna verdiği yanıtı izleyelim:
” TÜİK verilerine içte, dışta ne ölçüde güveniliyor?”^
”Veriler başka ekonomi olmak üzere hayatın bütün yönleri için çok önemlidir. Eğer veriniz yoksa veya doğru değilse veriye dayalı politika üretemezsiniz, doğru politika üretemezsiniz, doğru politika üretemeyince ülkeyi doğru yönetemezsiniz ve başarılı olamazsınız, büyüyemez, gelişemezsiniz, sorunlarınızı çözemezsiniz. Dolayısıyla elinizde veriler olacak ve bu veriler doğru ve güvenilir olacak. Kimse verilerin güvenirliliğinden şüphe etmeyecek. İşte bu yüzden bütün dünyada istatistik kurumlarının bağımsızlığına çok önem verilmektedir.”
Aydemir yanıtını şöyle sürdürüyor: “Beş yıldır Başkanı atanmayan bağımsızlığı gitmiş bir bir TÜİK’in verilerine güvenebilir misiniz? Ayrıca veriler arasında tutarlılık olmaması ve verilerin toplanması konusunda şüphe uyandırıcı işlemlerin olduğu bir durumda TÜİK’in verilerine nasıl güvenirsiniz?
Uluslararası birikimler
Bir başka tanık OECD Türkiye Masası Şefi Rauf Gönenç. Görevi gereği ülkemiz ekonomisini yakından izleyen, yıllık raporlar hazırlayan bir uluslararası kurumun yetkilisi. DÜNYA Gazetesi’nde 23 Mart 2021 günü Elif Karaca ile söyleşisinde diyor ki:
“Temel mikro ekonomik tespitimiz ise şu: Kanun ve kurallara tam uyulduğu takdirde çok frenleyici hale gelen bir ürün, işgücü ve vergi mevzuatı var. Bu mevzuat altında reel sektör şirketleri bilhassa düşük verimli KOBİ’ler, esnekliklerini kısmen kanun ve kurallar dışında kalarak sağlayabiliyorlar. Vergi yükümlülüklerinde, finans şeffaflıklarında, sermaye piyasalarına açılma olanaklarında, aile dışından profesyonel yönetici istihdam etmede, çalışanlarını işgücü mevzuatına uygun ve düzgün bir şekilde istihdam etmede hayli zorlanıyorlar. Gözlemleyebildiğimiz kadarıyla bu şirketlerin önemli bir kısmı “yarı legal”, “yarı formel” diyebileceğimiz bir şekilde çalışamaya devam ediyor. Bu kısıt aşılabildiği takdirde KOBİ’leri sermayelerinin güçlenmesi, profesyonelleşmeleri ve uluslararası partnerlerle çalışmaları daha hızlanabilir, verimlilikleri ve ihracat kapasiteleri ciddi olarak artabilir. Reel sektörün dinamizmine karşın atıl kalan verimlilik kapasitesinin bu yakınsamadan yararlanacağı çok net”
Vatandaş olduğumuz unutmayalım
Vatandaş olduğumuzu bir an bile akıldan uzak tutmayalım. Karşılaştığımız her yetkiliye soralım: Bizi eksik ve yanlış verilerle neden aldatıyorsunuz? Veri ve analiz karar vermenin gerek şartıdır; veriniz eksikse kararlarınızın doğru olması, ülke ve hepimizin yarına sonuçlar yaratması mümkün mü?
Amacımız bağcıyı dövmek değil de üzüm yemekse, bizi aldatan ve kaynaklarımızı etkin kullanmamızı engelleyen veri eksikliği konusunu iktidar muhalefet siyasilere, bürokratlara, sorumluluklarımız varsa kendimize usanmadan, bıkmadan hatırlatalım. Orta gelir tuzaklarını aşamamış olmanın nedenleri, başkalarında değil kendimizde arayalım…