Eskişehir’e ardı ardına verilen bir söz vardı: “Yeni bir devlet hastanesi yapılacak.”
Hani şu her seçim döneminde raflardan indirilip tozu alınan, sonra seçim bitince tekrar yerine kaldırılan projelerden biri…
***
Derken bir gün öğrendik ki, hastanenin yapılacağı yer özelleştirme kapsamına alınmış.
Şimdi insan ister istemez soruyor:
Bu bir proje mi, yoksa bir şaka mıydı?
Aslında mesele basit bir “arsa planlama hatası” falan da değil.
Mesele çok daha derin: Bu, iktidarın Eskişehir’e bakışının özeti aslında.
***
Çünkü normal şartlarda bir şehirde hastane ihtiyacı varsa, yapılacak şey bellidir:
Yer belirlenir, proje çizilir, temel atılır.
Ama bizde süreç biraz farklı işliyor:
Önce “yapacağız” deniyor, sonra “bakıyoruz” deniyor, en sonunda da “aslında orayı satıyoruz” deniyor.
Yani hastane değil, adeta niyet değişikliği ve kafa bulma inşa ediliyor!
***
Bu durum biraz şuna benziyor:
Birine “Sana ev yapacağım” deyip, arsayı emlakçıya verip satışa çıkarmak…
Sonra da dönüp,
“Biz aslında seni düşünmüştük ama piyasa koşulları…” demek.
Eskişehirlilerin aklıyla bu kadar oynanmaz.
***
Eskişehir uzun zamandır merkezi iktidarla garip bir ilişki yaşıyor.
Ne tam gözden çıkarılıyor, ne de gerçekten sahipleniliyor.
Sebebi sürekli seçim kaybetmekten kaynaklanan bir tür “mesafeli sevgi” hali…
Hani akraba vardır; bayramda arar, “bir ihtiyacın var mı?” diye sorar ama sen “var” deyince telefonu bir anda çekmez ya.
İşte tam olarak öyle bir ilişki.
***
Hastane meselesi de bu ilişkinin son örneği.
Çünkü burada tartışılan şey yapılacak betondan bir bina değil.
Burada tartışılan şey şu:
“Bu şehir iktidarın önceliği mi değil mi?” meselesi...
Eğer öncelikse, arsayı satmazsınız.
Değilse, zaten başka açıklamaya gerek kalmaz.
***
Tabii işin bir de mizahi tarafı var.
Yakında şöyle bir açıklama duyarsak kimse şaşırmasın:
“Biz aslında hastaneyi yapacaktık ama arsayı satıp elde ettiğimiz gelirle vatandaşlarımızın moralini yükseltmeyi tercih ettik. Zaten Eskişehir'in yeni bir hastaneye de çok ihtiyacı yok. Buranın özelleşmesinden gelecek para kadar Eskişehir'e çok ihtiyacı olan başka bir yatırım yapacağız!”
Çünkü bu noktadan sonra her şey mümkün.
***
Sonuç olarak…
Eskişehir’e, verilen sözlere rağmen bir hastane yapılmaması, iktidarın şehre bakışının en son örneğidir aslında.
Bu şehrin yıllardır söylediği “Bizi sevmek zorunda değilsiniz ama en azından ciddiye alın. Bizi yalanlarla kandırıp, hayallerle avutmayın” sözlerinin ne denli haklı olduğunun göstergesidir.
Mesele kesinlikle hastane değildir…
Mesele şehre gösterilen tavırdır...
İşin ilginç yanı, iktidarın bir türlü seçim kazanamamasına rağmen hala bu tavrı sürdürüyor olmasıdır.

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
TAKSİCİ ESNAFI İLE SADECE TRAFİK SORUNU MU KONUŞULDU?
Önceki gün bir buluşmaya taksi ile gidip, taksi ile döndüm.
Giderken bindiğim taksi sahibine “İşler nasıl?” diye sordum, keşke sormaz olsaydım.
Öyle dertliymiş ki ardı ardına geldi yakınmaları.
***
Tren garı önünde iki gün arayla taksisine iki ceza yazılmış.
“Yolcunun para ödeyip inmesi topu topu üç dakika sürdü. İşte bu arada ikinci sırada durduğum gerekçesiyle kameradan ceza yazılmış. Yazılan ceza az buz bir ceza da değil. İki gün o iki ceza için çalışmış oldum.” dedi önce...
Ardından da eski işlerin onda birinin bile olmadığını, eskiden iki şoför birden çalıştırırken, şimdi kendisinin çalıştığını yine de karnını doyuracak parayı gece gündüz çalışarak kazanabildiğini söyledi.
***
Dönüşte bindiğim taksi şoförü de en az ilki kadar dertliydi.
“Yapılacak meslek olmaktan çıktı” diye başladı dertlenmeye.
Taksi plakasına verdiği parayı bankaya yatırması halinde paşa paşa geçineceğini söyledikten sonra “Bin bir güçlükle yeni fiyat tarifesi alıyoruz, hemen ardından akaryakıta gelen ilk zam ile aldığımız tarife gidiyor. Bir sonraki tarifeye kadar zarına çalışıyoruz. Vergiler zaten çok yüksek. İkide bir gelen uygulamalar nedeniyle hep cebimizden para çıkıyor. Valla çekilecek dert değil.” diye yakındı durdu yol boyu.
***
Dün gazetelerde AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak'ın taksici esnafını ziyaret ettiğini ve “Taksici esnafımızla dertleştik. Eskişehir'imizin yıllardır çözülemeyen trafik sorununu konuştuk” paylaşımını görünce, kendi kendimize “Acaba AK Parti İl Başkanı taksicilerin yukarıda bize anlattığı sıkıntılarını da dinledi mi?” diye düşündük...
***
Taksiciler herhalde bize yakındıkları ceza, vergi, tarife ve ikide bir çıkartılan uygulamalarla ilgili yakınmalarını AK Parti İl Başkanına da muhtemelen söylemiştir...
Acaba tüm bunlara ne cevap verdi ki?
Ya da cevap vermek yerine “Boş verin o sıkıntıları, şehir içi trafik sorununu konuşalım” mı dedi?

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
NE OLACAK BU ÜNİVERSİTELERİN HALİ?
Üniversitelerde eskiden kadro sistemi şöyleydi:
Her bölümün en üst kadrosunda 5-6 tane Profesör, onların altında 8-10 Doçent, en altta da en az 15 Asistan yer alıyordu...
Bunun yanı sıra...
Her ne kadar kadroda yer almasalar da, yine her bölümde bol miktarda doktora ve yüksek lisans öğrencisi bulunuyordu.
***
Süreç içinde üniversitelerdeki bu durum tam tersine döndü.
Yani...
Piramit resmen alt-üst oldu.
Bugün her bölümün kadrosunun en üst kadroları Profesörlerden geçilmiyor.
Doçent ve Asistan sayıları Profesörlerin sayısının yarısını bile bulmuyor.
Doktora ve Yüksek Lisans öğrencilerinin sayısı ise azaldıkça azalmış vaziyette.
***
Kısacası...
Bölümlerin tepesinde olabildiğince yoğunluk, alt taraflarda ise neredeyse yokluk var.
Bilime asıl katkı verecek ve bilimi daha da ileriye taşıyacak olan potansiyelin alt kadrolarda olduğu hesap edildiğinde, bu durumun Üniversitelerdeki ters yüz olan kadro sisteminin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılıyor.,
Ama gelin görün ki bu durum kimsenin çok da umurunda değil sanki!
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,