“Kamusal Alan” diye kullanılan bir tabir var...
Kısaca, toplumun ortak kullanımına açık olan alanları işaret eden bir tabir bu.
Ancak...
Karşılığı sadece bundan ibaret değil.
Kamusal alan aynı zamanda bireylerin bir araya gelip etkileşim kurduğu, fikir alışverişinde bulunulduğu, bireylerin yaşam standardını iyileştiren, toplumsal bağları güçlendiren, toplumsal eşitliği destekleyen, halkın ve toplumun ortak refahını oluşturan, sosyal ve kültürel imkânları sağlayan fiziki alanlardır.
İşte sözünü ettiğimiz bu kamusal alanlardan biri ve en önemlisi de parklardır...
Varlığının nedeni de halkın ve toplumun sınırsız yararlanmasıdır.
İşte bu kamusal alanın sınırsız şekilde kullanılabilmesini sağlamak, adı üzerinde kamunun görevidir.
Kamu, parkların bakımından güvenliğine, temizliğinden tehlikelerden arındırılmasına kadar her türlü ihtiyacını karşılamak zorundadır.
***
Eskişehir'de son günlerde kamusal alan olan parklarda son derece ciddi olaylar yaşanmaya başlandı.
- ETİ Park'ta içilen içki sonrası cinayet işleniyor.
- Anne bebek hareket kulübü üyesi 75 anne, bebekleriyle birlikte yürüyüş ve egzersiz etkinliği yapmak için gittikleri Dede Korkut Parkı'na “İzniniz yok” diye alınmıyor...
- Kentpark'ta düzenlenen organizasyonlar sonrası yeşil alanların mahvedildiğine ilişkin görüntüler sosyal medya üzerinde birbiri ardına paylaşılıyor.
***
Kamusal alan olarak parklarda yaşanan sıkıntılı olaylar sonuç olarak şunu gösteriyor:
Demek ki kamusal alan olarak parkların bakımından güvenliğine, temizliğinden kullanım serbestliğine kadar kamu görevini ihmal ediyor, yapmıyor...


BİR KERE DE HALKA SORUN BAKALIM NE İSTİYOR?
Şehre yapılacak ve kent yaşamını etkileyip tüm şehir halkını ilgilendiren bir yapı tasarlanıyorsa, bu tasarımdan toplumu haberdar etmek ve görüşünü almak, demokratik katılım ve şeffaflık açısından doğru ve değerli bir uygulamadır.
***
Yapılması düşünülen tasarımın önce duyurusu yapılır.
O bölgede yaşayan toplumun öneri ve itirazları alınır.
Görüşler yapılacak olan tasarıma yansıtılır.
Tüm bunlar 1-2 aylık süreç içinde olup biter ve kent halkının da içine sinip kabullendiği bir tasarım ortaya çıkar ki sonrasında kimsenin de çıkıp o tasarımdan yakınma ve eleştirme hakkı kalmaz.
***
Ama gelin görün ki böyle bir yönteme asla gerek duyulmaz.
Tasarımlar masa başında yapılır, o kentte yaşayanların hassasiyeti göz ardı edilerek uygulamaya geçilir, ortaya çıkan imalat kullanışlı olmadığı için beğenilmez, yenisinin yapılmasına karar verilir, paralar havaya uçar, yeniden yapılan da aynı yöntemle yapıldığı için değişen pek bir şey olmaz.
***
Eskişehir'de tıpkı kent halkının Muttalip'te yapılmasını isteyip Sazova'da yapılmasında ısrar edildiği gibi.
Tıpkı yeni gar binasının çevre yoluna ve otogara yakın Şeker Fabrikası arsasına yapılma isteği karşısında mevcut yerine yapılma ısrarı gibi.
Ve...
Tıpkı ikidir masa başında planlanan Hatboyu düzenlemesinde olduğu gibi...
***
Ne kamu kurumları ne de belediyeler, hatta odalar, dernekler, yapmak istedikleri tasarımların, onları kullanacak olan, daha da önemlisi onların paralarıyla yapılacak olan tasarımların ne şekilde olması gerektiğini kent halkına ve üyelerine katiyen sormaz.
Tasarımın bir maketini ilan ederek topluma “Sizin nasıl bir öneriniz ve itirazınız var?” diye sorma ve görüş alma gereği duymaz.
Nasıl olsa yetki var ya, yapar geçer...
Olmadı, yıkar yeniden yapar...

MÜZİĞİN SESİ...
Bilinen bir fıkradır.
Hapishanede yatan mahkûmun hücresine bir yakını pastanın içinde küçük bir testere sokar.
Mahkûm başlar testere ile demir parmaklıkları kesmeye...
Sesi duyup gelen gardiyan, “Ne yapıyorsun?” diye sorar.
Mahkûm, “Görmüyor musun? Keman çalıyorum.” diye cevap verir.
Gardiyan, “İyi de çıkan ses hiç müziğe benzemiyor.” deyince mahkûm sırıtarak “Müziğin sesini de artık yarın duyarsınız.” der.
***
Malumunuz, birkaç gün sonra doğal gaz kullanmaya başlayacağız.
Sonbahar aylarında olduğumuz için şu sıralar pek ilgilenmiyoruz ama söylenenlere bakılırsa “akaryakıt fiyatları oranında artacak olan doğal gaz, önümüzdeki aylarda kâbus faturaları gibi yağacak” deniliyor.
Yani...
Önümüzdeki aydan itibaren tıpkı fıkrada olduğu gibi müziğin sesini duymaya başlayacağız.