Yazılarımıza erişebilen bütün okulları bıktırdığımız bir sözü tekrarlamak zorunda kalıyoruz: Net bilgi olmadan hiçbir iş’te yaratılmak istenen sonuca ulaşılamaz!
Ölçeği ve niteliğinden bağımsız olarak, herhangi bir çabanın başarılı olmasının sırrı, son derece yalın ve nettir: Net bilgi sahibi olmalıyız, etkin koordinasyon yapabilmeliyiz, öncelikli alanlara odaklanarak, enerjimizi en yüksek sonucu yaratacak biçimde kullanmalıyız.
Yaptığımız mal üretimi de olabilir, hizmet üretimi ya da başka bir şey de…
İşimizin bileşen ve bağlamları hakkında ayrıntı bilgimiz yoksa:
Kırılma noktalarının farkına varamayız.
Kapasitelerimizin ne olduğunu anlayamayız.
Kapasite darboğazlarının nelerde oluştuğunu göremeyiz.
Kapasite kullanma oranlarını artırmanın yolları bulamayız
Verimlilik artıracak teknoloji ihtiyacını netleştiremeyiz
Çalışanın niteliğini artırarak verimlilik artırmanın yöntemlerini bulamayız.
Kalitemizde rakiplerimize fark yaratamayız,
Kısmı ve toplam verimliliklerimizin düzeyini bilemeyiz
Müşteri birikimlerinden yararlanamayız
Dönüştürme ve işlem maliyetlerini izleyemeyiz.
Velhasıl işimize hakim olamayız… Biz işimizin akışlarını değil, işin akışı bizi yönetmeye başlar.
İş yerinde düzgün kayıt yapmayan, etkileşimleri uygun yöntemlerle ölçerek verileri anlamayan, işin ihtiyaçlarını tanımlamayan, işle ilgili verileri netleştirmeyen herhangi bir işyeri yönetimi “değer üretemez”…
Net bilgi, işimizin ihtiyaçlarını belirlerken, uygun yöntemlerle ölçtüğümüz verilerden üretilir. Verileri malumata, malumatı bilgiye, bilgiyi anlama ve anladıklarımızı da anlamlandırmaya doğru ilerletirsek gelişiriz.
Ülkemizde “veri üretiminin” en etkin, en yetkin kurumu olması gereken TÜİK’in eski Başkanı Birol Aydemir’in Karar Gazetesi’nde Taha Akyol’un sorusuna verdiği yanıtı izleyelim, iddiali hedeflerimizin niçin saptığını anlamamız için yeterlidir sanıyorum.
” TÜİK verilerine içte, dışta ne ölçüde güveniliyor?”^
”Veriler başka ekonomi olmak üzere hayatın bütün yönleri için çok önemlidir. Eğer veriniz yoksa veya doğru değilse veriye dayalı politika üretemezsiniz, doğru politika üretemezsiniz, doğru politika üretemeyince ülkeyi doğru yönetemezsiniz ve başarılı olamazsınız, büyüyemez, gelişemezsiniz, sorunlarınızı çözemezsiniz. Dolayısıyla elinizde veriler olacak ve bu veriler doğru ve güvenilir olacak. Kimse verilerin güvenirliliğinden şüphe etmeyecek. İşte bu yüzden bütün dünyada istatistik kurumlarının bağımsızlığına çok önem verilmektedir.”
Aydemir yanıtını şöyle sürdürüyor: “Beş yıldır Başkanı atanmayan bağımsızlığı gitmiş bir bir TÜİK’in verilerine güvenebilir misiniz? Ayrıca veriler arasında tutarlılık olmaması ve verilerin toplanması konusunda şüphe uyandırıcı işlemlerin olduğu bir durumda TÜİK’in verilerine nasıl güvenirsiniz?”
Net bilginin kaynağı olan, çağımızın petrolü sayılan “veriler güvenilir” değilse, ideal hedeflerin şaşması değil, şaşmaması bizi şaşırmalı… İşletme ölçeğinden devlet örgütlenmesi düzeyine bir “veri sorunumuz” vardır; bir seferbarlik anlayışıyla üstüne giderek çözülmelidir.