Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanlığı adaylığında ısrarcı oldu.
-Altılı masanın yüzde bir bile oyu olmayan partilere 40 milletvekili dağıttı.
-Seçim yenilgisinin olduğu gece istifa etmesi beklendi ama etmedi!
-Gemiyi güvenli limana götüreceğini söyleyip, genel başkanlığa devam edeceğini gösterdi.
-Daha kurultay yapılmamışken, kendisi de genel başkan seçilmemişken çıkıp"Kurultay sonrası parti aleyhine konuşanları partiden atacağım" falan dedi.
-Kendisine rakip olarak, kendisinin yanında beş dönemdir en etkin görevlere getirdiği bir isim "değişimci" diye çıktı.
-Partiyi gerçek bir sosyal demokrat isme bırakacağını, böyle bir isim olduğunu ama parlaması için zaman gerektiğini falan söyleyerek, genel başkan olarak kalacağını ilan etti
-En son, partisinde sağdan devşirmelere olan tepkiyi bilmiyormuş gibi kalktı, AK Parti'den 100 bin kişinin CHP'ye katılacağını söyledi.
***
Yukarıda sıraladığımız olaylar zinciri, CHP'ye oy vermiş seçmenin önemli bir bölümünü sandığa gitmemek üzere resmen küstürmüştü .
Bu durum iktidar partisinin yerel seçim öncesinde arayıp da bulamadığı bir fırsat ve avantajdı...
***
Ama gelin görün ki:
-AK Parti iktidarının, Cumhuriyetin 100ncü yıldönümü gibi çok önemli bir bayramı kutlamadaki isteksizliğini resmen ortaya koyması.
-TRT'nin kutlama programlarını iptal etmesi.
-Başka gün yokmuşçasına 28 Ekim'de Filistin'e destek mitingi düzenlemesi.
-Erdoğan'ın; Hamas'ın bir terör örgütü olmadığını söylemesi.
-30 Ekim'de okulların tatil edilmesinin 29 Ekim gecesi alet acele alınması, yukarıda bahsettiğimiz sandığa gitmeyi düşünmeyen CHP'ye oy vermiş seçmenin resmen fikrini değiştirmesine yol açtı.
***
Sonuç olarak...
Önce CHP ve Kılıçdaroğlu, ardında AK Parti iktidarı ve Erdoğan önümüzdeki seçimleri kaybetmek adına resmen elinden geleni yaptı ve yapmayı da sürdürüyor!
Her iki taraf da resmen belediye seçimlerini karşı taraf kazansın diye bildiğiniz çaba harcıyor...
Önce biri sonrası diğeri sürekli topu kendi kalesine atıyor!
,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,
BU SOKAK NİÇİN TEK YÖNLÜ YAPILMIYOR.
İsmet İnönü, Eti ve Üniversite Caddelerinin ortasında kalan bir sokak var.
İsmi: Hacı Hüsnü sokak.
Söz konusu sokak sadece iki aracın yan yana geçebileceği genişlikte.
Bir tarafı boydan boya araç parklarıyla kaplı olduğu için sokak tek aracın ancak geçebileceği bir duruma geliyor.
İşin kötüsü, söz konusu sokak çift yönlü kullanılıyor.
Hal böyle olunca da sokağın üzerinde araçlar kafa kafaya geliyor.
Her iki taraftan gelen araçlar kuyruk olduğu için geri geri gitme imkanı da olmuyor, sürücüler bildiğiniz kafayı yiyor!
Dahası...
Bu sokağa giren araçlar bir şekilde İsmet İnönü, Eti ve Üniversite caddelerinin kesiştiği noktaya gelebilirse, bu noktalarda da ister istemez trafiğin kilitlenmesine yol açıyor.
Sözünü ettiğimiz Hacı Hüsnü Sokakta durum böyleyken, herkes bu sokağın neden ısrarla tek yönlü yapılmadığını soruyor?
Sahi!
Günün her saati kafa kafaya gelen araçlar yüzünden kilitlenen bu sokakta trafik akışının rahat sağlanabilmesi için neden tek yönlü hale getirilmiyor?
,,,,,,,,,,,,,,,
İDEOLOJİK SAPLANTI GERÇEĞİN O KADAR ÖNÜNE GEÇMİŞ Kİ!
Ekonomik anlamda bir sıkıntı var…
Hatta büyük bir sıkıntı var.
Sıkıntı toplumun hemen her kesimi tarafından dile getiriliyor.
Ticaret ve sanayi ile uğraşanlardan tutun da, tarım ile uğraşanlara kadar yaşanan sıkıntıyı kabullenmeyen adeta yok gibi…
Hükümete yakın, hatta partili olan kesimlerden bile “sıkıntı büyük” kabullenilmesi ve açıklamaları geliyor…
***
Buna rağmen öyle insanlarla karşılaşıyoruz ki, yaşanan sıkıntının sıkıntı olmadığı görüşünü ısrarla savunuyor.
Sırf desteklediği, oy verdiği partiye zeval gelebileceği endişesiyle olaylara bakıp, adeta iki gözünü de kapatıyor.
“Sıkıntı falan yok. Bu sırf iktidarı zaafa uğratma adına yapılan manipülasyonlardan ibaret” diyor inatla.
“Zaaf ne anlama geliyor?” diye sorsan ne olduğunu bilmez…
“Manipülasyon nedir?” desen, karşılığının ne olduğunu söyleyemez.
Ama…
Sağdan soldan duyduğu bu kelimeleri sıralayıveriyor her tartışma çıktığında…
***
İşin ilginç tarafı, kendisini de etkileyen sıkıntının oy verip savunduğu partiye zarar verebileceği mahcubiyetini yaşamamak için yapıyor bunu.
“Bana yetiyor kardeşim!” diyor ısrarla…
Diyecek şey bulamıyorsunuz…
Anlatmak için içinizde derman kalmıyor…
Söylesek de dinlemeyecek, anlatsak da anlamayacak neticede…
***
Böyle bir durumla sık sık karşılaşıyoruz anlayacağınız…
Ama artık biz de öğrendik meseleyi…
Kesinlikle uzun uzadıya anlatmak için çaba harcamıyoruz artık.…
“Haklısın” diyoruz sadece…
İdeolojik saplantı gerçeklerin önüne öylesine geçmiş ki, ne anlatabiliyorsunuz ne de anlamak istiyor...
,,,,,,,,,,,,,,,,,