Atilla İlhan’ın şiiri takıldı son günlerde aklıma. Üçüncü Şahsın Şiiri’nde şöyle demiş:
gözlerin gözlerime değince
felâketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felâketim olurdu ağlardım
Kendimi bildim bileli duygusalımdır, ama zaman içinde katı olmayı, gözyaşlarımı tutabilmeyi öğrendim. Öyle ki çevremden, özellikle de annemden, hayvanlarla ilgili konularda, “sen bizden, benden daha sabırlı, katısın” sözleri duymaya başladım.
Evet, can savunuculuğunda bir ömür denilecek sürede aktif, sahada olunca, ister istemez böyle oluyor insan. Yıllar önce kentimizde bir yerel Tv. programında dayanamayıp ağlamıştım; biliyordum doğru değildi bu ama tutamamıştım işte gözyaşlarımı.
Sonraları o gözyaşlarımı içime akıtmaya başladım; insanlara kararlı duruş sergilemek, dava arkadaşlarıma moralli ve dik görünmek amacıyla hep boğazımdaki yumruğu yutkundum.
Sonra bir de baktım ki ağlayamaz hale gelmişim. Oysa oğlumla, çocukluk çağlarında izlediğimiz hayvan temalı çizgi filmler de bile ağlayan, gözyaşlarını tutamayan bir insandım ben.
Canların yaşadıklarının –ki maalesef bu genelde olumsuz oluyor- tam ortasında olunca, sanal alemde yüzlerce iletiye bakmak zorunda kalınca, her gün onlarca terk edilmiş canın yalvaran bakışlarıyla bakışlarım karşılaşınca, işte o zaman gerçekten de felaketim oluyor ve fakat ben ağlayamıyorum.
Hal böyle olunca, zaman içinde, içime akan gözyaşlarım dere olup çağlayanlarla akar hale geldi. Önüne sette gersem, yok artık tutamıyorum o derenin azgın sularını. Lafın özü, beni bir yerlerde ağlar görürseniz lütfen kınamayın dostlarım, hatta benim adıma memnun olun, yoksa boğulup kalacağım bir gün, o azgın derenin derin sularında.
Nerden çıktı şimdi bu melankolik dertleşme diyecek olursanız, durun hemen lafın özüne geleyim; malum yazı geride bıraktık çoktan ve şimdilerde sonbaharın son ayındayız. Önümüz kış günleri, havalar soğuyacak, eksi değerleri bulacak. Sokaklarda yaşam mücadelesi veren patili dostlarımız için zor günler şimdiden başladı Eskişehir’in soğuk, ayaz gecelerinde. Yavrusu var, hamilesi, yaşlısı, sakatı, hastası var.
İşte bu canlarla göz göze gelince, hepsine de kucak açmak, yuva olmak isteyip de yapamayınca, yılların katı görünümlü Ece’si, yine eski yıllardaki gözyaşlarını tutamayan o kadın haline geldi ve bunu sizlerle paylaşmak istedi.
Ne olur, sıcak evlerinizin konforu sizleri rehavete sürüklemeden, sokak canlarımıza kol kanat gerin, evlerinize, bahçelerinize alamıyorsanız bile içlerini sıcak tutacak yiyeceklerle besleyin, korunabilecekleri, vücut ısılarının düşüp onları sonsuz uykularına almayacağı korunakları, alanları yaratın.
Ve asla siz, siz olun, bu şekilde korunup kollanan masumlar için kötü şeyler düşünmeyin, düşündürmeyin, yapmayın. Bilin ki “bu dünya yalnız sizin değil!”