Gence  Azerbaycan’ın  ikinci büyük kentidir. Kırım’ın, Kuban Irmağı deltasının doğusunda başlayan  Kafkas Dağları, Gürcistan’ın kuzeyinde  Büyük Elburz’un  doruklarından sonra   güneye kıvrılır, Baku’da Hazar’la  kucaklaşır. Gürcistan’da  Kağheti  Bölgesi’nin  doğusunda  Azerbaycan’a  doğru  yolunuz düşerse, ince bir  ufuk  çizgisi saf hayallerinizi  isyana çağırır. Kış  mevsimi  yakınsa  Kafkas ufkuna  düşen kar, güneşli  bir günde Mingaçevir  Su  Ambarı’na  doğru  bozuk yolların  eziyetini unutturur;  zihniniz  Promete’nin  ateşini aramanın peşine  düşer.

Şiirle, müzikle  biraz  ilginiz varsa,  Nizami’nin  neden  Gence’de  yaşadığı  sorusu zihniniz  çengellerine  takılır: Doğanının  verdiği  ilham, barış ve huzur  dönemiyle   eşleşince, bu coğrafyalarda entelektüel  sıçramalar  yaşanır. Yüksek şiire  değer katan şairler yetişir. Tarihi  derinliklere  inerseniz, bu  kadim toprakların  savaşlar kadar  entelektüel hazzın yücelerinde  dolaşan  sanat  değleri de ürettiğini bilmenin  güvenini  damarlarınızın en uzak çeperlerinde hissedersiniz.

Ülkemizde  yüksek saray müziğinin  kurucusu  olan  Abdülaziz  Merâgî’  nın  babası Abdülkadir  Marâgî’nın  bu coğrafyada yaşadığını anımsamamak  olmaz. Olmaz, hele şu gerçekliği  uzmanın  kaleminden  okumuşsanız  hiç  olmaz: “ Sovyetler müziği  çok sayıda  halkın kültürünü yansıtan büyük bir büket  çiçektir; en üste duran kızıl  güller de Azerbaycan  müziğidir.” O müziğin  temellerini atanlardan biri de  Merâgî  ailesidir.

Nizâmî  Gencevi  1141 ile 1209 yıllarında  yaşamıştır…Daha güneyde   Fuzuli’nin, Horasan’da Firdevsi’ nin, Gence’nin    kapı komşusu  Ağhalikse’de  Şota   Rustaveli’ nin   ve  Nizami’nin  neden  bu coğrafyadan  yeryüzüne  fışkırdıklarını  düşünmeden  edemezsiniz.

Sözün, sözcüklerden  oluşan kavram  üretiminin  ne denli  önemli  olduğunu, çağımızın pencerelerinden  bakarak  değerlendiren, Lisa Feldman Barret’ in   “Beynimizin Parmak  İzleri”  adlı  560 sayfalık kitabı  yakın dönemde yayınlanmıştır.  Kitaptaki merkez düşünceyi  812 yıl önce  Nizami ,“Sözün  kanatları var kuş gibi ince  ince/Dünyada  söz  olmasa  neye yarar  düşünce?” diye iki dizede özetlemiştir.
 
Söyleyebilme  özgürlüğünün  insanlık için değerini kavramaya  çalışırken, insan  olmanın  ezeli  ve  ebedi  sorununun,  “kemale ermenin ” ilk adımının  dilimiz  olduğunu  Koca Yunus hatırlatır: “ Sözü  bilen kişinin/ Yüzünü  ağ ede  bir söz/Sözü pişirip diyenin/İşini sağ  ede bir söz.”  

 Nizami ’nın “İnsana  arkadır onun kemali /  Aklıdır her zaman devleti  malı” anlatımını   halkımızın  akıl  birikiminde  süzülen   “Varsa  akıllı evladın nedersin malı, mülkü…Yoksa  akıllı evladın, neylersin malı  mülkü?” özdeyişini  harmanlayınca, hayatın  karmaşasının  derin  denizlerini  kulaçlamaya başlarsınız.

Gence’de   Nizami’nin  anıtına kızıl  güller  koyan  insanları  televizyon  ekranında  seyredince, bu  çileli coğrafyanın sadece  savaşlarla anılmamasını, bir  tar’ın  telinden, bir muğam’ın  avazına, bir şiirin inceliğinden bir  öğüdün  yüceliğine kadar entelektüel  yaratıcılığının da  anılmasını  hatırlatmak  istedim.

 Bu coğrafyanın  “kemale yürümek” için yeterli  birikimi olduğunu  bilmeliyiz…Bilmeliyiz ki, hayatın  yeni gerçekliklerine  daha  hızlı  uyum gösterebilelim.