Amerikan çizgi romanlarının klasiklerinden Pogo’da 1970 yılında yer almış bir karikatür siyaset bağlamında da sık sık kullanılır.

İyi niyetli Pogo karşısına konmuş olan bir aynaya dehşet içinde bakarak bağırmaktadır:

“Sonunda düşmanı gördüm: O biziz!”

“Düşman”ı yani kendisini gördüğü için son iki haftayı hayret ve dehşet içinde geçirmiş olan pek çok CHP’li yurttaşa yüreklendirici bir şeyler söylemek isterim:

Gerçeği bilmek her zaman bilmemekten daha iyidir. Tanınmak, o kendimiz de olsak, “düşman” için de hoş bir şey değildir. Kötülük yapabilme alanını sınırlar.

POGO’DAN İKRAMİYE

Ve buyurun size Pogo’dan bir bonus ya da ikramiye!

Artık Türkiye üzerinde oynanan “büyük oyunu” da daha iyi görüyorsunuz. Çünkü aynadaki görüntünün arkalarında onu da seçmek mümkün.

Bir köşesinde Beyaz Saray görünüyor. Oranın patronunun şu anda (şimdilik!)n kim olduğunu biliyorsunuz!

Ve onun Tayyip Erdoğan’a ne kadar meftun olduğunun da farkındasınız!

Dehşetengiz hamlesiyle CHP’lilere Bayram’ı haram eden Kemal Kılıçdaroğlu’nu yakından tanıma ve konuşma fırsatım olmadı. Oysa Bülent Ecevit’i ve Aydın Güven Gürkan’ı oldukça yakından tanımış, bol bol konuşmuştum. İkisi de “aydın”dı, gündelik siyaset dışında konuları vardı.

Belli ki, Kemal Bey öyle değil. Son okuduğu beş kitabı (eğer varsa) merak ederim.

KILIÇDAROĞLU İLE WASHİNGTON’DA

Yalnız, 2013 yılı sonunda Genel Başkan olarak Washington’a yaptığı ilk geziye gazeteci olarak katıldım. Beni davet etmelerinin nedeni, belki de, bir zamanlar üç yıl süreyle Cumhuriyet Gazetesi’nin Washington muhabirliğini yapmış olmamdı. Beyaz Saray’a ve Foggy Bottom diye bilinen Dışişleri Bakanlığı binasına basın giriş kartım vardı. Pentagon kartım yoktu, çünkü binaları Potomac nehrinin karşı tarafında ve uzaktı; onlar zaten çoğu kez “biz”den yanaydılar!

Kemal Bey ile, ziyaret sırasında ofis olarak kullandığı odada kısaca konuşabildim. Ona Washington’u iyi tanıdığımı, birçok öğrencimin orada gazetecilik yapmakta olduğunu, eğer süreçlerde takıldığı bir şey olursa bana sorabileceğini söyledim.

Hiç tepki vermedi. O süreçleri çok iyi biliyor olmalıydı ki, gezi boyunca soru da sormadı!

Oysa ona Amerikan başkentinin yekpare, “monolitik” bir makine olmadığını, dışardan görünen birlik havasına rağmen iç çekişmelerin hep devam ettiğini, Türkiye’nin burada dostları kadar düşmanları da olduğunu anlatacaktım…

“Amerika” diye genellemek insanı yanıltabilirdi. “Hangi Amerika?” diye sormak gerekebiliyordu.

Temel izlenimim Kılıçdaroğlu’nun “sönük”, “ışıltısız” bir insan olduğu şeklindeydi. Ama dürüst birine benziyordu. Doğrusu ya, olağan sayılan küçük siyasi oyunlara katılsa da, “büyük oyun”larda yer almasının pek mümkün olmadığı sonucuna varmıştım.

Yanılmışım!