1960’ların sonunda Ankara’dan bir ileri gelenimiz resmî bir ziyaret için Amerika’ya gitmiş. Onu program gereği büyük bir üniversitenin devasa bir binasına götürmüşler. “Efendim, burası kompüter merkezi (o zaman öyle diyorlarmış). Bu makineler her türlü veriyle besleniyor, müthiş bir hafızaları var, her şeyi biliyorlar. Acaba bir soru sormak ister misiniz?”

Bizim ilerigelen hazırlıksızmış, ne soracağını bilememiş. Sonra makineye dönüp “Merhaba kompüter!” diye bağırmış ve eklemiş:

“Ne var, ne yok?”

Birkaç saniye sonra dev makineden dumanlar çıkmaya başlamış.

Kafasının içindeki devreler kontak yapmış demek ki!

İLERİ GİDENLER

Evet… Hazır ileri gelenlerden laf açılmışken, ileri gidenleri anmadan geçmeyelim. Memleketimizde ileri gelenler hep olmuştur ama ileri gidenler iner çıkar, özellikle baskı dönemlerinde çoğalır. Bunlar, İleri gelenler hakkında ileri geri konuşur ve kendilerini kodeste bulurlar. Komedyen Deniz Göktaş gibi!

Geçen yazımda bir ileri bir geri giden Türkiye’nin hâlini, Ağrı’ya Dönüş kitabımda anlattığım keşişe benzetmiştim. Yüce dağın zirvesine tırmanmak isteyen gariban adam yola koyuluyor, saatlerce yürüyor, kan ter içinde kayalara çıkıyor, sonunda yorgunluktan bitkin düşüp bir noktada uyuyup kalıyormuş. Uyandığında bir de ne görsün! Dağın dibinde, tam yola çıktığı noktada değil mi! Haydi, yeniden yola koyuluyormuş ama sonra nafile. Gene yorulup uyuyakalıyor ve başladığı noktaya dönüyormuş.

Bizim İleri gelenlerle ileri gidenler arasındaki ilişki de öyle. Yazının başında sözünü ettiğim ileri gelenin zamanında bu sevgili memleket, demokrasi zirvesine doğru yola koyuldu ve epey ilerledi. 1961 Anayasası’nın yürürlüğe girdiği yıllar, zirveye en fazla yaklaştığımız yıllardı.

Sonra ne oldu? Uyku bastırdı ve buyurun, başladığınız noktaya!

EN İYİ ANAYASA

Ve aradan yarım asırdan fazla zaman geçtikten sonra dağa tırmanır gibi yeni bir anayasa yapmaktan söz ediyoruz.

Ne gerek var? Varsa yüreğiniz, geri getirin 1961 Anayasası’nı!

Olamaz, çünkü orada tam ifade özgürlüğü var, üniversite özerkliği var, TRT özerkliği var, Senato var, kuvvetler ayrılığı var, denge ve kontrol düzenlemeleri var!

Türkiye, 1961 Anayasası sayesinde siyasal serüveninin en demokratik 10 yılını yaşadı! Ama ülkenin İleri gelenlerinin bazıları, çok yükseklere çıktığını bahane ederek özgürlükleri ve özerklikleri bir bir tırpanladılar.

Sonunda kaldık tek adamın dediğim dedikçi rejimine!

İne çıka o kadar kanıksadım ki anayasa konusunda bir şey yazmak artık içimden gelmiyor. İleri gitmekten korktuğum için değil, daha önce yüz defa yazdığım için.

Evet, biz buralardan pek çok kez geçtik, yoldaki taşları bile tanıyoruz artık.

Üstelik bu kez bırakın tırmanmaya başladığımız noktayı, çok daha gerilere düşmüş durumdayız. Sürekli aynı yerlerde ayak sürüyoruz: Tam 66 yıl önce ana muhalefet partisi CHP’yi Tahkikat Komisyonu adı verilen, eşi menendi görülmemiş bir yöntemle etkisiz hâle getirmeye uğraşırken şimdi aynı şeyi yargı marifetiyle yapmaya çalışıyoruz.

Ve şunu biliyoruz ki önerecekleri yeni anayasa, 1961 Anayasası’ndan geri bir anayasa olacaktır!

AZ GİTTİK, UZ GİTTİK

Şimdi bilgisayar dediğimiz kompüterlere bizim şu andaki İleri gelenlerin hazırladığı anayasa taslağını yüklesek ve 1961 Anayasası ile karşılaştırmasını istesek ne olur dersiniz?

Zavallı makine yine duman çıkarmaya mı başlar?

Yoksa, “Bu ne biçim soru? Lütfen enerjimi ve zamanımı böyle saçmalıklarla israf etmeyin!” mi der?

Ya bizim zirve yollarında israf olan ömürlerimiz?

Kimden soracağız hesabını?

Hop, hop, 1960’larda değiliz; fazla ileri gitmeyelim!