Türkiye siyasetinde oluşan tabloya bakınca, muhalefet belediye başkanlarının en büyük kabahatinin “muhalefet belediye başkanı” olmaları gibi bir durum çıkıyor karşımıza.

***

Çünkü bir tarafta partisinden istifa edip iktidar partisine geçen belediye başkanları var.
Bu belediye başkanlarına rozet takılıyor. Kollar kaldırılarak fotoğraf çekiliyor. “Hayırlı olsun.” deniliyor.

***

Diğer tarafta, seçildikleri muhalefet partilerinde kalan belediye başkanları var.
Bu belediye başkanlarının da kapısı çalınıyor; polisler, soruşturmalar, operasyonlar, tutuklamalar arkasından geliyor…

***

Hâl böyle olunca insanın aklına gayet makul, ironik, hatta “bilimsel!” bir çözüm geliyor:
**Muhalefet belediye başkanlarının tamamı AK Parti’ye geçsin!

Öyle ya...

Böylece memlekette hem siyasi geçişler tamamlanmış ve sona ermiş olur hem de belediye başkanlarının kafasındaki “Acaba kapım hangi sabah çalınacak?” endişesi ve sorusu da otomatikman ortadan kalkmış olur.

***

Hatta bu iş daha da profesyonel bir hâle bile getirilebilir.
Muhalefet partileri bir araya gelip belediye başkanlarının içinde olduğu bir WhatsApp grubu falan kurabilir.
Grubun adı da “AK Parti’ye Geçiş Koordinasyon Merkezi” olabilir...

***

Bu merkez, hangi muhalefet partisi belediyelerinin hangi gün AK Parti’ye geçeceğini, o parti yetkilileriyle iletişim kurarak koordine edebilir.

***

Böylece ülkede muhalefet belediyesi kalmaz, hâl böyle olunca operasyon yapılacak belediye olmaz ve memleketin siyaset gündemi de sorunsuz yeni bir döneme girmiş olur!

Neden yapmıyorlar ki bunu?

HER YER İBRİKÇİ DOLMUŞ...

Adam, yabancı olduğu kasabada acayip sıkışır.
Tuvalet arar ama bir türlü bulamaz.
Sonra cami gelir aklına.
Her caminin müştemilatında mutlaka umumi bir tuvalet vardır.
Gözlerini havaya çevirir ve başlar minare aramaya.
Sonunda bulur camiyi.
Ardından da tuvaleti…

***

Boş, kapısı açık iki kabin, kapının önünde birer su ibriği ve girişte, sandalyesinin üzerinde tünemiş, elinde sigarasını tüttüren tuvaletçi.
İbriklerden birini kapıp kabinlerden birine tam dalarken tuvaletçi arkasından var gücüyle bağırır:
-“Bırak o ibriği! Diğerini al!”

***

Adamın tartışacak hâli yoktur.
Bırakır elindeki ibriği, diğerini alır ve girer içeriye.
İşini halletmiştir. Rahatlamıştır artık.
Ellerini yıkadıktan ve parasını ödedikten sonra sorar:
-“Yahu arkadaş! Merak ettim, tuvalete girerken diğer ibriği alsaydım ne olurdu?”

***

İbrikçi mağrur bir ifade takınır önce.
Ardından sigarasından derin bir nefes çekip sandalyesinde de şöyle bir kaykıldıktan sonra cevap verir:
-“Bir şey olmazdı! Su aynı su… Ama bırak da bizim de bu kadar forsumuz olsun yani!”

***

Apartman yönetiminden tutun da ülke yönetimine kadar aklınıza gelen ne kadar oda, dernek, vakıf, kurum ve kuruluş varsa, yönetmeleri için ya insanlara yetki verilir…
Ya da…
Bazı insanlar yetkiyi kendileri üstlenir…

***

Yetki verilen insan liyakat sahibiyse, verilen yetkiyi de iyi kullanır.
Liyakat yoksa…
Yani yetkiyi kendi üstlenmişse, işte o yöneticinin yukarıda anlattığımız ibrikçiden farkı yoktur…

***

Dahası…
İşin içinde liyakat yoksa ibrikçilerin biri gider, diğeri gelir…
Yönetme adına yapabilecekleri tek şey, sonucu değiştirmeyecek ama egolarını tatmin edecek kararlardan ibaret olur.
Ne yazıktır ki bugün etrafımız, aslında yetkisi ve sorumluluğu olmayan, sadece forsu bulunan ibrikçilerle çevrilmiş durumda...
Bu da son derece can sıkıcı...

REKLAMIN İYİSİ KÖTÜSÜ OLMAZ AMA...

İlçe kongrelerinin tamamlandığı Yeni Parti’de il kongresi ön seçimi 18 Ekim günü yapılıyor.
Mevcut İl Başkanı Talat Yalaz’ın yeniden aday olacağının bilindiği (Nitekim önceki gün aday olacağını ilan etti.) kongre ön seçiminde karşısına çıkabileceği konuşulan iki isim vardı.
Orkun Kılıç ve Yücel Yenilmez...

***

Hatta...
Odunpazarı ön seçimi sonuçlarının ardından bu iki isimden birinin çıkma ihtimalinin daha da arttığı konuşuluyordu.
Gelen haberlere göre her iki isim de ölçüp biçip aday olmamaya karar vermiş.

***

Söylenenlere bakılırsa her iki isim de konusu geçtiğinde “Ağzımızdan aday olacağız diye bir söz falan çıkmadı.” diyormuş.
Aslına bakarsanız her ikisi de eğer böyle söylüyorsa doğru söylüyor!
Zira...
Her ikisi de bugüne kadar açıktan “Aday olabiliriz.” demedi.

***

Ama...
“Aday olmayız.” da demedi!
Belki gerçekten niyetlendiler ama yaptıkları hesap kitap seçimi kazanmalarını garantilemedi, belki de süreç boyunca isimlerinin sık sık konuşuluyor olması kendilerine keyif verdi.

***

Sonuç olarak her iki isim de parti çevresinde bugüne dek olmadığı kadar konuşuldu...
Bu durum her iki isim için “Reklamın iyisi kötüsü olmaz.” diye değerlendirilebilir.
Fakat...
Her iki isim de ileride gerçekten bir yerlere ciddi ciddi aday olmaya kalktığında, partililer eğer bugünleri hatırlayıp “Bunlar adaylıklarını konuşturur, sonra da aday olmaz.” derse reklamın iyisi kötüsü de boşa gitmiş olur sanki...

1.-29

2-805