Ömrümüzün son demi, son baharıdır artık.
Maziye bir bakıver, neler neler bıraktık.
Küserek ayrılırsak olur inan ki yazık.
Maziye bir bakıver, neler neler bıraktık.

Bizim mazimizi anlatayım mı sizlere?
Bizim mazimizde elektrik paramızı evimize gelen memur, saatimizi okur, bizden kullandığımız elektrik kadar para alırdı.

Paramız o ayın elektrik parasına yetmezse ne olurdu?
Ne mi olurdu? Gelen memur kullandığımız elektriği biraz geriden okur, öyle yazardı. Gelecek ay o geriden gelen elektrikle yeni gelen elektrik parasını toplar, öyle makbuz keserdi. İnsanı insan anlardı.

Şimdiki gibi elektrik sayaç okuma bedeli almazlardı.

Doğalgaz nedir bilmezdik!
Annelerimiz gaz ocağında yemeğini yapardı.

Bazen gaz ocağı tıkanırdı.
Annemiz hemen bağırırdı:
“Oğlum gel, şu gaz ocağını aç!”

O ince telli tutacakla, ocağın gaz çıkan deliğine ucundaki iğneyle birkaç kere sokup çıkararak yeniden yanmasını sağlardık.

Kışın sobalar kurulur, çerçöp denilen ne varsa o sobada yakılırdı.
Hem ısınma hem de temizlik olurdu.

Her şey yanan sobanın üstünde olurdu.
Yemek sobanın üstünde yapılırdı.
Kestane sobanın üstünde pişirilirdi.
Sabah ekmekler sobanın üstünde kızartılırdı.

Yıkanan giysiler sobanın borusuna takılan aparatta kurutulurdu.
Sıcak su sobanın üstündeki güğümden sağlanırdı.

Bütün evi sobanın ısıttığını zannetmiştim.
Oysa bütün aileyi ısıtan, birbirimize olan sevgimizmiş.