-Partinin tüzüğü çok açık. “Ben bu tüzüğe uymuyorum” derseniz, “Ben Anayasa’ya uymuyorum” diyenden farkınız kalmaz. Cumhurbaşkanı adayını üyenin oyu ile belirleyen parti, “Ben milletvekili adaylarını kendim belirleyeceğim” diyemez.

***

-Ön seçimi tartışmanın anlamı yok. Zamanı gelince örgüt gider Ankara’ya, masaya vurur, “Biz ön seçim istiyoruz” der. Olur biter. Ön seçim isteyen bir örgüte hiç kimse “Biz istemiyoruz” diyemez.

***

-Öte yandan, Genel Merkez ve Genel Başkan’da da “Herkesi ben belirleyeceğim” diye bir hastalık olamaz. İktidara yürüyorsun. En az 300 milletvekili hedefliyorsun. 50 milletvekili senin istemediğin adam olsa ne olur? Aynı partinin insanları olarak hedef aynı değil mi?

***

-O yüzden ön seçimi abartmanın ve tartışmanın anlamı yok. Bakıyorum tartışanlara, hiçbiri ön seçimde aday olacak durumda değil. Ben ön seçim için bağıran arkadaşların hangisinin aslında bunu istemediğini de biliyorum. Bu tartışma boşuna. Eskişehir’de ön seçim olması için her türlü mücadeleyi yaparız.

***

Yukarıdaki sözler, şu sıralar CHP içinde artan ön seçim tartışmaları üzerine Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt’a ait görüşler...

***

Bu görüşleri savunurken, tüzükte olmasına rağmen ön seçimin Eskişehir’de yıllardır neden uygulanmadığının nedenlerini çok iyi bildiğini söylüyor Kazım Kurt...

***

Ardından da geçmişte yaşanmış bir olayı şöyle anlatıyor:

***

“Bir tarihte ilçe başkanları ve milletvekili adayları olarak arabalara bindik, Ankara’ya ön seçim istemeye gittik. Genel Sekreter Önder Sav’ın yanına çıkıp ‘Biz Eskişehir’de ön seçimle aday belirlenmesini istiyoruz’ dedik. Önder Sav, ‘Madem istiyorsunuz olur. Yapalım. Ama İl ve Merkez İlçe Başkanlarınız nerede? Onlar da gelsin, bir tutanak tutalım, kararını alalım’ dedi. Arıyoruz, ikisi de telefonlarını açmıyor. Onlar olmayınca Eskişehir’in ön seçimi suya düştü. Halbuki bizden önce tam kadro giren Antepliler, ön seçim tutanağını imzaladı, çıktı. Biz de kös kös Eskişehir’e döndük. Eskişehir’de o seçim adaylarını genel merkez belirledi. Listede ne il başkanı vardı ne de Merkez İlçe Başkanı. Aradan bir süre geçti. Merkez İlçe Başkanı olan arkadaşa, ‘Bizimle Ankara’ya gelip şu imzayı atsaydın da ön seçim yapılsaydı. Sen de büyük ihtimal listenin seçilecek yerinde olurdun’ dediğimde, bana ne dedi biliyor musunuz? Genel merkezde bir yöneticinin yanına gitmiş. Aday olmak istediğini söylemiş. O da kendisini uğurlarken sırtına iki kere vurmuş. Bizimki de onu ‘2’nci sıradasın’ olarak anlamış. O yüzden de ön seçim için imza atmaya gelmemiş.”

***

Yaşanan bu olayı anlattıktan sonra, herkesin ön seçim için direnmesi gerektiğinin tekrar altını çiziyor Kazım Kurt.

***

Son söz olarak da Eskişehir’de ön seçim yapılacağını söyleyerek, “Ben Genel Merkez’e sonuna kadar güveniyorum” diyor...

Kazım Kurt-5

ESKİŞEHİR'DE YAŞAM KALİTESİ VE YAŞANABİLİRLİK...

Çoğu zaman karıştırılıyor ama şehirlerdeki yaşanabilirlik ile yaşam kalitesi birbirinden ayrı kavramlardır.
Yaşanabilirlik, şehrin bir anlamda ekonomisiyle ilgilidir…
Yaşam kalitesi ise şehirde yaşayan insanların mutluluğuyla doğrudan bağlantılıdır.

***

Şehirlerin çoğu bugün için maalesef yaşanabilir olmaktan çıktı.
Bu da şehirde yaşayanların yaşam kalitesini olabildiğince düşürüyor.

Örneğin:

Otomobilinizle bir yere giderken, gideceğiniz yerde park yeri bulup bulamayacağınızı düşündüğünüzde mutlu olamıyorsunuz.
Toplu taşıma araçlarına binmeyi düşündüğünüzde, aracın tıka basa dolu olacağı aklınıza geldiğinde yine keyfiniz kaçıyor.
Şehirlerarası yolculuk planladığınızda endişe duyup günler öncesinden bilet almaya kalkmanız stres yaratıyor.
Yağışlı havada çatı oluklarından akan suyu sürekli kollamak, üzerine bastığınız kaldırım taşından sıçrayacak çamura bulanmamak için çabalamak, yağışla birlikte bir anda kilitleniveren trafik, ruh dengenizi de yaşam kalitenizi de bozuyor.

***

Sonuç olarak:

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, şehrin yaşam kalitesinin yüksek olduğunu söylemek için o şehirde yaşayan mutlu insanların sayısının yüksek olması gerekiyor…
Bunun için de yaşam kalitesini düşüren sorun ve etkenlerin acilen ortadan kaldırılması şart oluyor…

***

Tüm bunların ardından, Eskişehir'in yaşam kalitesine sahip bir kent olup olmadığına siz karar verin...

Eskişehir-82

EKONOMİYİ NASIL BİLİRSİNİZ?

Söylendiğine göre, iktidar partisi üyelerinin başı çektiği bir heyet, Süleyman Demirel’i ziyaretinde kendisine “Ekonomideki gelişmeleri nasıl bulduğunuzu tek kelimeyle nasıl ifade edersiniz?” falan gibi bir soru soruyor.

***

Demirel: “Tek kelimeyle ifade etmek gerekirse iyi” diye cevap veriyor.

Ardından…

-“Fakat iki kelimeyle ifade etmemi isterseniz, iyi değil.” diyor.

Süleyman Demirel’in bu işlerde usta olduğunu bilmeyen yoktur.

Ancak…

***

Bu söylemin, bugünkü koşullarda, “Ekonomi ne haldedir?” sorusuna verilebilecek en doğru ve açıklayıcı cevap olduğunu düşünüyorum.

Zira…

Bir taraf, özellikle de hükümet kanadı, ekonominin hiç de kötü olmadığını söylüyor her fırsatta.

-“Rakamlar ortada. Kötü ekonomide böyle rakamlar olur mu? Gayet iyiyiz” diyor…

***

Diğer taraf ise ekonominin son derece kötü olduğunu, iflasların ve konkordatoların birbirini izlediğini, işsizliğin artıp intiharların başladığını söylüyor.

Hükümetin ekonomik rakamlarının ise aldatıcı olduğunu söyleyip ülkenin hiç bu denli ekonomik zorluk içine düşmediğini ileri sürüyor.

***

Ne diyelim?

“İyi” diyenler, tıpkı Demirel’in söylediği gibi ekonomiyi tek kelimeyle ifade ederken; “İyi değil” diyenler, yine onun söylediği gibi ekonomik durumu iki kelimeyle ifade ediyor…