“CHP, Atatürk'ün kurduğu partidir. Bu partiden gitmek olmaz.” diye yeni parti kurulmasına karşı çıkanların çoğunun, CHP varken DSP içinde siyaset yapmış isimler olması...

---

“Bu partide yanlışlar da yapıldı ama parti terk edilmedi. Mücadele parti içinde verildi.” diye başka parti kurulmasına karşı çıkanlar arasında, CHP varken SHP'de siyaset yapan isimlerin olması...

---

“Asırlık partimizi terk etmek doğru değil. Parti içinde kalıp partimizi geri almak için mücadele etmeliyiz.” diye kurulacak diğer bir partiye geçmenin doğru olmadığını savunanlar arasında, geçmişte baraj altında kalmasınlar diye oylarını bir seçimde MHP'ye, bir başka seçimde HDP'ye, hatta bir başka seçimde de İYİ Parti'ye vermiş isimlerin olması, bir tek bana mı tuhaf geliyor?

---

Geçmişte, CHP varken SHP'de ve DSP'de siyaset yapma tercihinde bulunup CHP'ye karşı aday çıkartan, aday olan, o partilerin yönetimlerinde bulunup o partiden seçilen, daha sonra CHP'ye dönenler arasında bulunan bazı isimlerin, “Bu parti bizim. Asla partimizde kalmalı ve mücadele etmeliyiz.” söylemleri ne kadar gerçekçi sizce?

---

Parti içinde bir şekilde siyaset yapma imkânı bulamadıklarında CHP'den ayrılıp başka partilere giderek CHP'ye karşı siyaset yapanların, bugün “CHP'den ayrılmamalıyız. Başka parti doğru değil.” düşüncesini dile getirmesi ne kadar doğru?

---

Siyasete CHP'de başlamış, hâlen de CHP'de sürdüren, durduğu yerden kıpırdamamış, her seçimde CHP'den başka bir partiye oy vermemiş olanların benzeri düşüncelerine “eyvallah” derim ama... CHP'den diğer partilere giden, o partilerde CHP'ye karşı siyaset yapmaktan rahatsızlık duymamış, sonra CHP'ye geri dönmüş, her seçimde de bir başka partiye “Barajı geçsin.” diye oy vermiş olanların bu düşünceyi dile getirmesi, kafamdaki “Acaba?” ile başlayan soruları artırıyor...

---

Acaba kafaları mı karışık?

Acaba bir beklentileri mi var?

Acaba bu yaşananların kendilerine bir fırsat yaratabileceğini mi düşünüyorlar?

Acaba her iki tarafla da kötü olmayıp rengini göstermek mi istemiyorlar?

Gibi...
Chp (11)-1

İMAR YÖNETMELİĞİ Mİ DEĞİŞECEK, NE YAPILACAKSA ARTIK...

Eskişehir'in merkezi sayılan bölgelerinde, mahalle ve sokak aralarında, büyük bir kısmı vatandaşlara ait bir dolu boş arsa var.

Bazıları, arsa sahiplerinin yıllarca görmediği arsalar.

Söz konusu bu arsalarda otlar, neredeyse insan boyunu geçecek şekilde uzamış.

Uzayan otlar da olabildiğince sararmış.

Hemen her gün bir boş arsada uzamış bu otların bir şekilde tutuşması sonucu küçük çaplı yangınların yaşandığı haberlerini alıyoruz.

“Küçük çaplı” diyoruz ama bereket, bugüne kadar çıkan bu ot yangınlarında bu arsaların yakınında yerleşim yerleri yoktu ya da bu yangınlar, vatandaşların ve itfaiyenin zamanında müdahalesiyle bir faciaya yol açmadan söndürüldü.

Aslına bakarsanız, bu boş arsaların yarattığı yangın tehlikesinden bizzat arsa sahipleri sorumlu olmalı.

Ama gelin görün ki bu sorunla vatandaş ve itfaiye uğraşıyor.

Artık imar yönetmeliğine bir madde mi eklenir ya da yeni bir düzenleme mi gelir bilemiyoruz ama herkesin kendi arsasından sorumlu tutulacağı bir kuralın mutlaka gelmesi gerekiyor.

Aksi hâlde biz, her gün bir boş arsada meydana gelen ot yangınlarının yarattığı tehlike haberlerini sık sık yapacağız anlaşılan...

Ot-1

ÇÖKÜYOR MUYUZ ACABA?

Dayanışma yok olduğunda…

Üretim zayıfladığında…

Tüketim, çılgınlık boyutuna ulaştığında…

Vergiler arttığında…

Liyakat dikkate alınmadığında…

Adaletsizlik yaygınlaştığında…

Umutlar kırılmaya başladığında…

Göç hızlandığında…

Gurur ve kibir tavan yaptığında…

Gösteriş, riyakârlık ve yalakalık çoğaldığında…

En kötüsü de:

Her şey normalmiş gibi tüm bunları görmezden gelen ve kabullenen bir toplum hâline gelindiğinde, O TOPLUM ÇÖKER…

Bunları yüzyıllar önce yaşamış İbn-i Haldun söylüyor…

Şimdi bir daha yazının başına dönüp madde madde okuyun.

Çöküyor muyuz, karar verin!