Kazım Kurt'un milletvekilliği yaptığı yıllarda kendisinden dinlemiştik aşağıda anlatacağımız olayı...
***
CHP bir dönem gençlerden oluşan bir ekip kurmuş.
Bu ekip kendine bir görev edinmiş.
Adalet Bakanlığından izin alıp Türkiye’nin her şehrinde bulunan cezaevlerini ziyaret etmeye karar vermişler.
***
Ekipte vekillerin ve parti yöneticilerinin yanı sıra doktor, psikolog, avukat falan da var.
Kenarda köşede kalmış, arayanı soranı olmayan insanları bulup onları tek tek ziyaret etmeye başlamışlar.
İşte bir cezaevinde, Hizbullah davasından mahkûm olmuş biriyle de görüşmüş bu ekip.
Ziyaret edip hâlini, hatırını, isteği olup olmadığını sormuş.
***
Hizbullah davasından tutuklu mahkûm çok şaşırmış bu ziyarete…
Nasıl şaşırmasın ki? 40 yıl düşünse CHP’lilerin kendisini cezaevinde ziyaret edeceği aklına gelmez.
Başta biraz temkinli yaklaşmış ziyaret eden CHP’lilere.
Sonra bakmış, ziyaret eden CHP’li heyet samimi; başlamış uzun uzadıya sohbet etmeye.
***
Ziyaret sonuçlandığında Hizbullah davasından tutuklu olan şahıs çok etkilenmiş.
Koğuşuna gittiğinde almış kâğıdı kalemi eline ve CHP Genel Başkanına bir mektup döşenmiş.
Mektubun birinci sayfasında niçin cezaevinde olduğunu yazmış.
İkinci sayfada, CHP’li gençlerden oluşan ekibin bu ziyaretinin kendisinde nasıl büyük bir şaşkınlık ve hayranlık yarattığını anlatmış.
Üçüncü sayfada da:
***
"Ben, mücadele verdiğim fikir yüzünden buradayım. Ama benimle aynı fikre sahip olanlar bile gelip beni ziyaret etmedi. Sadece sizin partinizin gençleri geldi. Konuşmalarından çok etkilendim. Ben de bundan böyle artık CHP’li olmaya karar verdim." demiş.
***
Demiş demesine ama mektubu henüz bitmemiş.
Artık CHP’li oldu ya!
***
Mektubun 4’üncü sayfasından, son sayfası olan 10’uncu sayfasına kadar başlamış klasik CHP’li gibi eleştirilerini şu şekilde sıralamaya:
***
"Şunu niye partiye aldınız? Bu konuda niye böyle dediniz? Şu konuda niçin böyle davranıyorsunuz? Niçin doğru dürüst politika üretemiyorsunuz?"
***
Anlayacağınız…
***
CHP’li olur olmaz, CHP’lilerin en büyük özelliği olan “eleştiri ve muhalefet” özelliğini otomatikman kapıvermiş.
Evet…
***
Eleştiri ve muhalefet CHP’lilerin en büyük özelliği…
Partide eleştirecek mutlaka birilerini bulur CHP’liler…
Bu çoğunlukla kendi partisinin genel başkanı ve genel merkez yönetimi olur.
Bu olmasa, kendi milletvekilini ya da belediye başkanını eleştirir…
***
Kısacası...
CHP'de parti içi eleştiri ve muhalefet, parti kimliğinin bir parçasıdır.
CHP'DE ÖN SEÇİMİ BAĞLAMINDAN KOPARTMAK...
Anayasa Profesörü Süheyl Batum, Bahçeşehir Üniversitesinin rektörlüğünü yaparken ismi de siyasette geçmeye başlamıştı.
O yıllarda Demokrat Parti’ye genel başkan olması bekleniyordu.
Ancak Süheyl Batum sürpriz bir hamle ile CHP’ye girdi.
***
Batum, CHP’ye öyle bir giriş yapmıştı ki 40 gün içinde önce partinin en üst organı olan Parti Meclisine seçilmiş, ardından da kendini partinin genel başkan yardımcılığı görevinde bulmuştu.
CHP Genel Merkezi yapılan ilk seçimde Süheyl Batum’u getirip Eskişehir milletvekili listesinin başına koydu.
O güne kadar Eskişehir’e gelip gelmediği bile belli olmayan Süheyl Batum, böylece Eskişehir milletvekili oldu.
***
Siyasete girdikten sonra herhâlde bu kadar kısa bir sürede bu denli yükselebilen ender isimlerden biri olan Süheyl Batum, 2013 yılında yapılan CHP Odunpazarı İlçe Danışma Kurulu toplantısında bir konuşma yaparak, “Önümüzdeki seçimlerde ön seçim yapılmazsa kesinlikle ben yokum” dedi, iyi mi?
***
Dahası...
Genel Merkez ismini birinci sıraya yazsa dahi bunu kabul etmeyeceğini, birinci sıradan istifa edeceğini ve ön seçime gireceğini söyledi.
***
Demokrat Parti’ye genel başkan olacağı beklenirken ani bir kararla CHP’ye gelen...
Hemen ardından CHP’nin Parti Meclisine giren...
Sonrasında genel başkan yardımcısı olan...
Hiç alakası olmamasına rağmen Eskişehir listesinin başına tepeden indirilen...
Eskişehir milletvekili olan...
Vekillik süresince ön seçimi ağzına dahi almayan...
***
Seçim yaklaşırken de Genel Merkezin kendisini yeniden aday göstermeyeceğini düşünen Süheyl Batum, “Ön seçim yoksa ben de yokum” dedi...
***
Sonuç olarak...
***
Kişiliğine, niteliğine, bilgi ve birikimine bir diyeceğimiz elbette olmaz; ama merkez yoklaması ile aday belirleme yönteminin tüm nimetlerinden yararlanan Süheyl Batum’un, yeniden aday yapılmayacağını anladığında ön seçim istemesi, CHP’de ön seçim samimiyetsizliğinin en ilginç örneklerinden biridir.
***
İşte bu gibi örnekler yüzünden CHP’de ön seçimle aday belirleme yöntemi, “en demokratik yöntem” olma bağlamından kopartılarak; atama ile aday olamayacaklarını kestirenlerin giderayak kahraman olma amacıyla talep ettiği bir yöntem hâline getirilmiş, bu arada olan da öteden beri ve samimi olarak ön seçim yöntemini savunanlara olmuştur...

DÖNÜŞÜM HALA 500 BİLİNMEYENLİ DENKLEM GİBİ...
Ortada bazı rakamlar dolaşıyor, dolaşmasına da...
Eskişehir'de kaç tane bina var, kaçı depreme dayanıksız vaziyette bilinmiyor.
Kaç binanın derhâl yıkılması gerektiği, kaçının güçlendirme ile kurtulma ihtimali olduğu bilinmiyor.
Kaç bina 99 depremi öncesinde yapılmış, kaçı sonrasında yapılmış, kaç tanesi mevcut yönetmelikler göz önüne alınarak yapılmış bilinmiyor.
***
Bugüne gelinceye kadar bakanlık ne yapmış, belediyeler ne yapmış bilinmiyor.
Sakat binalarını sağlamlaştırmak isteyen insanların ceplerinden para çıkmadan bunu nasıl yapacakları bilinmiyor.
Yerinde dönüşüm mü, ada bazında dönüşüm mü yapılacağı konusunda hangi yöntemin uygulanacağı bilinmiyor.
***
Bina dönüşümü yapacak müteahhitler bu işe para kazanmadan girmeyecekleri için onların nasıl ikna edileceği bilinmiyor.
Binalarını dönüştürmek isteyen ev sahiplerine bunun için kredi sağlanıp sağlanmayacağı bilinmiyor.
Yeniden yapılmak üzere binaları yıkılan kat maliklerinin bu sürede nerede kalacakları bilinmiyor.
***
Herkes yıkılması ya da güçlendirilmesi gereken binalara ilişkin bir sayı söylüyor; bu sayıların birbirini neden tutmadığı bilinmiyor.
Kentsel dönüşüm ile ilgili herhâlde “Kervan yolda düzülür diye düşünülüyor” diyeceğiz ama kervanın nerede olduğu dahi bilinmiyor...
