Eskişehir’de bir barınakta ortaya çıkan görüntüler, sadece hayvanların değil, kentin vicdanının da sorgulanmasına neden oldu. Aç ve susuz bırakıldığı iddia edilen canlar, birkaç karelik görüntüyle geçiştirilemeyecek kadar ağır bir soruyu önümüze koydu: Biz bu şehirde yaşam hakkını gerçekten koruyor muyuz?
Görüntülerin ardından Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin soruşturma başlatması önemli. Belediyenin “hayvan hakları, yaşam hakkı ve etik sorumluluk” vurgusu ise doğru yerde duruyor. Ancak kamuoyunun beklentisi artık sadece açıklama değil; şeffaflık, hız ve sonuç. Çünkü barınaklar geçici çözümler değil, kalıcı sorumluluk alanlarıdır.
Barınak önünde basın toplantısı düzenleyen AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak’ın sözleri de tartışmayı başka bir boyuta taşıdı. Albayrak’ın “barınak bir toplama alanı değil, merhametin sembolü olmalı” çıkışı, siyaset üstü bir cümle olarak kayda geçti. Ancak merhamet, kürsüde değil; yemek kabında, temiz suda ve düzenli bakımda ölçülür. Soruların bağış kampanyalarına uzanması ise kamuoyunun merak ettiği mali ve idari şeffaflık ihtiyacını hatırlatıyor.
Hayvanseverlerin sesi ise bu tartışmanın kalbi. Nesrin Çiçek’in dile getirdiği gibi, barınaktaki koşullar yetersizse bunun sorumluluğu “birilerine” değil, hepimize aittir. Açıkta bırakılan, ihmal edilen her can; denetimden yönetime, bütçeden uygulamaya uzanan zincirin kopuk halkalarını gösterir.
Sonuçta mesele bir kurumun, bir partinin ya da bir kişinin ötesinde. Bu, Eskişehir’in nasıl bir şehir olmak istediğiyle ilgili. Soruşturma sonuçları açıklanmalı; sorumlular netleşmeli; yapısal eksikler hızla giderilmeli. Aksi halde bugün konuşur, yarın unuturuz. Oysa yaşam hakkı, unutulacak bir başlık değildir.