1973 yılında askerler, Cevdet Sunay’ın yerine Faruk Gürler’i Cumhurbaşkanı seçtirmek istiyordu. Meclis askerler tarafından abluka altına alınmıştı. Bu durumda Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler’in Cumhurbaşkanı seçilmesi garantiydi.
***
Ancak…
***
Dönemin CHP’si ve AP’si son gün Fahri Korutürk’ü destekleme kararı aldı. Mecliste, askerin dayatmasına karşı çıkan bu direniş sonucunda Fahri Korutürk Cumhurbaşkanı seçildi. Son güne kadar Cumhurbaşkanı seçilmesine kesin gözüyle bakılan Faruk Gürler Cumhurbaşkanı seçilemedi.
***
Meclisteki seçimlerin sonuçlanmasının ardından, Faruk Gürler’in Cumhurbaşkanı adaylığını dayatan askere yönelik Süleyman Demirel o ünlü sözü söyleyecekti:
“Siyasette doğmamış çocuğa don biçilmez.”
***
1983 yılında, 12 Eylül ihtilali sonrası ilk seçimler yapılıyor. Darbeyi yapan asker, yine asker olan Turgut Sunalp’in kurduğu MDP’yi destekliyor. MDP’nin seçimleri kazanması ve Turgut Sunalp’in başbakan olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Ancak seçimleri başka bir Turgut olan Turgut Özal’ın Anavatan Partisi kazanıyor.
***
“Daha düne kadar MDP seçimleri kazanıyordu. Bu nasıl oldu?” diye soruyorlar Süleyman Demirel’e. Süleyman Demirel yine tarihe geçen bir sözle açıklıyor olan biteni ve şöyle diyor:
“Dünün güneşi ile bugünün çamaşırı kurumaz.”
***
Bu iki söz, siyasette söylendiği ilk günden bugüne kadar geçen süre zarfında pek çok kez kullanılır. Her iki sözün de anlatmak istediği şudur: Siyasette gelecek planları yapmanın her zaman doğru olmadığı; tıkır tıkır işleyen planların bile son gün ters yüz olup bozulabileceği ihtimali…
***
Eskişehir’de bakıyorum; daha şimdiden siyasette gelecek planları yapan bir dolu insan var…
***
Daha bugünden:
Mevcut vekiller arasında yeniden isteyenlerin olduğu…
Mevcut belediye başkanları arasında yine isteyenlerin olduğu…
Mevcut başkanlar arasında “Vekillik de olur” diyenlerin bulunduğu…
Mevcut belediye başkanlarının ikinci adamı pozisyonunda olduğundan hareketle, bir yerlere kendilerini yakıştıranların olduğu…
Var olan başkanların boşaltacağı koltuklara kendi kendine talip olanların bulunduğu…
İl başkanlarının potansiyel milletvekili, ilçe başkanlarının potansiyel ilçe belediye başkanı niyeti taşıdığı…
***
İçlerinde bazıları kocalarının servetine ve pozisyonuna, bazıları da partideki konumlarına güvenen kimi meclis üyelerinin milletvekili olma yoluna girdikleri her yerde konuşuluyor.
***
İşte biz de ayı ve yılı belli olmayan seçimler için bugünden hesap yaptıkları konuşulan bu isimlere Demirel’in bu iki sözünü bir daha hatırlatalım istedik…
***
İstedik ki, bugünden don biçip çamaşır kurutmaya kalktıkları için hayal kırıklığı yaşayan binlerce siyasetçi arasında yer almasınlar…
***
Tabii dinlerlerse…
GİDERAYAK ESKİŞEHİR’E NİTELİKLİ BİR MÜZE BIRAKIYOR…
İlkokulu 70’li yılların sonlarında Adalet İlkokulu’nda okudum… Okul bahçesinin içinde, Cumhuriyet döneminin başında yapılmış çok güzel bir bina vardı. Bugünkü gibi sarı renkli olan bu bina “Atatürk Müzesi” olarak kullanılıyordu. Öğretmenler her sene bu müzeyi mutlaka bir kez gezdirirdi.
***
Çocuk yaşta Atatürk’ün kullandığı giysileri, kılıç ve silahlarını ilk kez o müzede görmüş; okuduğu ve not aldığı bazı kitapları, kahve içtiği fincanı ve kişisel eşyalarını dikkatle inceleme fırsatı bulmuştum.
***
O yıllarda öğretmenlerimiz, binanın eskiden mahkeme olarak kullanıldığını söylerlerdi. Belki de o yaşlarda aklımızın ermeyeceğini düşünerek kestirmeden “mahkeme” demişlerdi. Aslında bina, 1923-1935 yılları arasında kullanılan Türkiye’nin ilk Yargıtay binasıydı. Yani tarihî özelliği bulunan Eskişehir’deki ender binalardan biriydi.
***
Sonrasında, nedendir bilinmez, Atatürk Müzesi kapatıldı. Atatürk’e ait eşyaların tamamı İstanbul ve diğer illerde bulunan müzelere taşındı. Bina uzun süre boş kaldı.
***
Bir ara söz konusu bina tadil edilerek Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu olarak hizmet vermeye başladı. Ardından bu kurum da binayı boşalttı.
***
Önceki gün öğrendik ki Vali Hüseyin Aksoy’un girişimiyle söz konusu bina, Kültür Bakanlığı’ndan alınarak Yargıtay’a devredilmiş. Yargıtay da söz konusu binayı restore ederek, Türkiye’nin ilk Yargıtay binasını “Yargıtay Müzesi” hâline getirecekmiş.
***
Çocukluğumuzun hatıraları içinde yer alan, uzun süre boş kalmasından rahatsızlık duyduğumuz bina ile ilgili bu tasarruf bizi fazlasıyla sevindirdi. Anlaşılan o ki Vali Hüseyin Aksoy, giderayak Eskişehir’e son hizmetini de yapmış. Yıllarca sessizliğe gömülen binaya müze niteliği kazandırarak, en azından benim nazarımda güzel bir düşüncenin hayata geçirilmesine öncülük etmiş.


UTANMAKTAN UTANMAYALIM…
Ünlü sanatçı İngrid Bergman’a soruyorlar: “Gidişat çok kötü. Her yerde çürümüşlük var. Dünya nasıl kurtulacak?” diye…
***
“Utanç,” demiş Bergman. “Dünyayı bir tek utanç ve utanan insanlar kurtarabilir. Çünkü utanmak, kibir denilen en büyük günahın panzehiridir. Yalanın, iftiranın, hırsızlığın önündeki en büyük engeldir. Başını öne eğebilen, yüzü kızaran, özür dilemesini bilen insanların olmasına ihtiyacımız var.”
***
Çok hoşumuza gitti bu sözler… Hatta… Çoğu sohbette “Ne olacak bu ülkenin hâli?” diye çokça sorulan sorulara, artık bu sanatçının sözleriyle cevap vermeye başladık…
